|
Dostluğun Öyküsü |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
135 |
Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış.
Ahmet İstanbul'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş.
Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak
okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat'ın
durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı evine almış.
Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı
yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip
gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen,
uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve
sonra arkadan Nihat'ın onu takip ettiğini.
Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp
yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını
söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış.
Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye Vali olmuş.
Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş.
Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş.
Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,
-Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseri'ye Vali olmuş, neden
ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet
reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar
ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler
başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip tutmuş
Kayseri'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine:
- Nihat Bey'i görmek istiyorum, demiş.
Odacı Nihat Bey'in yanına girmiş çıkmış ve "Sizi görmek istemiyor"
demiş. "Nasıl olur," demiş Ahmet, "Ona İstanbul'dan çok yakın arkadaşın
Ahmet geldi deyin." Odacı tekrar gitmiş ve Nihat Bey sizi tanımadığını,
eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş.
Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği,
giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer arkadaşı
Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat'ın
evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye.
Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama
kapıyı açmamış kadın.
Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına
yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan çok etkilenmiş adam.
Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok
üzülmüş. Demiş ki:
- Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak
benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem
para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur.
Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış.
Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye
başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde
bir kutuyla gelmiş dükkana. "Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay
içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan" demiş.
Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş,
6 ay geçmiş amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar
vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de
para var. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu
anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu, istediği gibi
kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de bulunmuş:
- Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin.
Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat,
kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına bir anne-kız gelmiş.
Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken
nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız
"Valiyi de çağıralım" demiş. Ahmet kabul etmemiş. "Nasıl olur" demiş
kız, "Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?"
Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını
sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş
kız:
- Biz çağıralım, o yaptığından utansın, demiş.
Ve Vali Nihat Bey'e de bir davetiye yazmışlar.
Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan
içindeymiş Ahmet. Nihat'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken
eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye
çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz
göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, piste çıkmış, almış
mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya:
- Zamanında ben durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı
okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat Bey'in durumu bu kadar iyi değildi.
Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim
kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda
ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat'a yardım istemeye
gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin
yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı
açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda
bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi.
Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel
zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere
gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi.
Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve
paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada
sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa
yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış mikrofonu.
Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey'e dönmüş. Acıyarak bakmışlar bir
Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış
mikrofonu. Başlamış anlatmaya:
- Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem.
Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu
bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini
bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini
biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan
kovdurdum, doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım
etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar
edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan
sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona
Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim
evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen
telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını
yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı
gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra
babama bir kutu verdim Ahmet'e götürsün diye. O kutu babamın değildi.
Benim de değildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman
ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün
annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye.
Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar...
Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış.
Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler.
Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar.
Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız!
|
Yorumlar |

|
|