|
Rüya Tadında |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
202 |
Ege' de bir efsane vardır; " Hilal' in gözüktüğü ilk gece, yıldızların
altında denize dileğinizi iletirseniz, deniz size mutlaka geri döner ve
dileğinizi yerine getirir... "
Gülay, iskelenin ucuna doğru yürümeye başladı. Güneş, batmaya
hazırlanıyordu ve deniz oldukça dalgalıydı. Dalgalar zaman zaman
iskeleyi aşıp, ayak bileklerini ıslatıyordu. Yavaş ve donuk gözlerle,
iskelenin ucuna kadar yürüdü ve durdu. Yavaş hareketlerle oturarak
ayaklarını denize bıraktı. Bacakları ıslanıyor, arada bir gelen
dalgalarla da baldırlarına kadar ıslanıyordu. Gözlerini kısarak ufuğa
baktı. Turuncu ve kırmızının karışımından oluşan karışım, hafif hafif
karanlık maviye karışıyor ve bulutların arasından karşıdaki adalar
gözüküyordu. Gökyüzünde bulutlar simetrik bir şekilde duruyorlar ve çok
hafif bir şekilde ilerliyorlardı.
Gülay bir İstanbul çocuğuydu. Genç yaşta aşık olmuş, okuduğu
üniversiteyi sevdiği adamla evlenmek için bırakmıştı. Çok kısa bir
zamanda hazırlıklarını tamamlamışlar ve sade bir düğünle evlenmişlerdi.
Evliliklerinde, kimsenin çözemediği bir mutluluk sırrı vardı. Onlar hiç
tartışmaz, kavga etmez ve daima iyi geçinirlerdi. Herkes bunu kötüye
yorsa bile, onlar böylesine mutlu ve huzurlu iki sene geçirmişler,
ikibin sene daha geçirmeye yetecek kadar da yanlarında sevgi
biriktirmişlerdi. Mutluluk sırları eşinin trafik kazasında hayatını
kaybetmesiyle son buldu. Gülay, adeta yıkılmış ve erimişti. Kazadan
aylar sonra bile halen eşinin eve döneceğini düşünür, her akşam onu
karşılamak için en güzel kıyafetlerini giyerdi. Gece olduğu halde halen
eşi eve gelmeyince, sinir krizleri geçirir, ağlayarak sabahı bulurdu.
Ailesi bir süre sonra Gülay' ı yanına almıştı. Daha sonraları iyice
içine kapanan genç kadın, zamanla insanlarla konuşmayı bile bırakmış ve
sadece dalgın dalgın düşünür olmuştu. Böyle zor geçen 1 senenin
ardından Gülay psikolojik tedavi görmeye başlamış ve ilaçlarla yaşamaya
alışmıştı. İlaçlar onu bol bol uyutuyordu. Uyandığı zamanlarda karnını
doyuruyor, eşine mektuplar yazıyor ve akşamları erken saatlerde tekrar
uykuya dalıyordu. Bir süre sonra uyku ilaçlarının müptelası olan genç
kadın, doktor tavsiyesiyle, ailesi ile birlikte Çanakkale' ye taşındı.
Evleri Çanakkale yolu üzerinde bir köyün biraz uzağındaydı. Evlerinin
hemen arkasında yükselen yüksek dağlar ağaçlarla kaplıydı. Evlerinin
hemen önünde ufak bir bahçeleri ve deniz balkonları vardı. Bahçenin
önünde taşlıkla kaplı bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardı. Gülay
denize girmeyi çok sevmesine rağmen, buraya taşındıklarından beri hiç
denize girmemişti. Gündüzleri bahçedeki çiçekler ve ağaçlar ile
uğraşıyor, ailesinin sohbetlerini dinliyor ve akşamları deniz
balkonlarında eşine mektuplar yazıyordu.
Ayaklarına gelen suyun soğukluğu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yüz
tutmuş ve az önceki o güzel renk karışımı, yerini sise bırakmıştı.
Deniz biraz daha durgunlaşmış ve dalgalar yerini ufak çırpıntılara
bırakmıştı. Burada her insan mutluluğu tadabilirdi çünkü doğanın
güzelliklerini her saat görebilirdiniz. Sabahları adeta bir havuz gibi
sakin olan denizde yürüyerek bile balıkları seyredebilir, akşamları
çıkan rüzgarlar ile ruhunuzun en derinliklerinde yolculuklara
çıkabilirdiniz. Fakat bunlar genç kadını mutlu etmeye yetmiyordu. O,
eşinin ölümüyle birlikte sanki bir yarısınıda kaybetmişti. Gördüğü her
güzelliği ve tadına baktığı her mutluluğu onunla paylaşmadığı sürece,
ne anlamı vardı bu güzelliklerin ? İçi her zamanki gibi, kara
bulutlarla kaplanmıştı. Ufukta görebildiği son noktayı seçmeye
çalışıyor ve amansız bir şekilde içinin yandığını hissediyordu. Bu
acımasız olay neden onun başına gelmişti ? Devamlı mutluluğunun neden
ve kimin tarafından kıskanılıp, yok edildiğini düşünüyor fakat bir
türlü düşüncelerini bir yere bağlayamıyordu. Eşini her düşünüşünde, ona
bir daha dokunamayacağını, bir daha öpemeyeceğini ve bir daha asla onun
kokusunu koklayamayacağını farkediyor ve bu düşünce yüreğini sıkıyordu.
Kurtulmak için çırpınsa bile kurtulamıyor, çevresinde ki herşeyin bir
çaresizlik çemberiyle sarıldığını hissediyordu. Her gece uyurken,
rüyasında eşi ile buluşacağını düşünüyor ve bu düşünce onun
karanlıklarında, sıcak ve parlak bir ışık oluşturuyordu. Bu ümitle
uykuya dalıyor, fakat bir türlü eşini rüyasında göremiyordu.
Rüyasında onu görebilmek için bir çok yol denemiş fakat hiç birinde
başarılı olamamıştı. Bu onu gitgide dahada ruhunun derinliklerine
götürüyor, saatlerce boş boş düşünmekten başka birşey yapmıyordu.
Ailesi bu duruma çok fazla üzülüyor, biricik kızlarının tekrar eski
haline gelmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Lakin hiç biri genç
kadının yüzünü güldürmüyordu, o sanki intihar etmeyi gururuna
yediremediğinden dolayı sadece yaşamını sürdüren biri haline gelmişti.
Bu durumdan nasıl ve ne zaman çıkacağını hiç kimse bilmiyor fakat bunun
böyle sürüp gidemeyeceğini tahmin ediyorlardı. Buraya geldiklerinden
beri ilaçlarını da kullanmıyordu. Ailesi, onu ilaç kullandığı
zamanlardan daha iyi görüyordu. Çünkü kızları ilaç kullanırken devamlı
uyuyor, söylenen hiç birşeyi anlamıyor ve daima hasta gibi oluyordu.
Oysa şimdi, sabah erken kalkıyor, bahçeyle uğraşıyor, deniz kenarında
oturuyor ve alışagelmiş mektuplarını yazıyordu. Onlar için bu bile,
oldukça iyi bir gelişmeydi.
Gülay iskeleden kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Sahilde ki
taşlardan dolayı düzgün yürüyemiyor ve yalpalıyordu. Çocukluğundan beri
buraya gelip gittiklerinden, denize dair olan tüm hikayeleri bilirdi.
Yarın ay hilal şeklini alacaktı ve genç kadın bir dilek dileyecekti.
Eve ulaştığında akşam yemeği hazırlanmıştı. Sessiz bir şekilde yemeğini
yedi ve odasına çekildi. Yarın için içi umutla dolmuştu. Kimbilir belki
gerçekten deniz ona geri döner ve isteğini yerine getirirdi. Bu
düşüncelerin verdiği garip bir huzurla uykuya daldı.
Sabah uyandığında henüz güneş yeni doğuyordu. Uzun zamandır yaptığı
gevşek hareketlerin tersine, büyük bir çeviklikle yatağından sıçradı.
Üzerini değiştirip yatağını ve odasını topladı. Kahvaltısını yaptıktan
sonra her zamanki gibi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmeye başladı.
Çiçeklerin hepsi bugün daha bir canlıydılar. Gülümsemeyi unutan yüzü
ile onlara gülümsedi ve her biriyle tek tek ilgilenmeye başladı.
Diplerini temizliyor, sularını veriyor ve hepsine birer öpücük
konduruyordu. Gülay' ı balkondan izleyen annesi ve babası birbirlerine
sarıldılar. Onu böyle görmek onları çok mutlu etmişti. Akşama doğru
genç kadın deniz balkonuna gitti ve büyük bir titizlikle kağıdı önüne
yerleştirip, kalemini çantasından çıkardı. Yazacağı her kelimeyi özenle
seçmeliydi. Düşüncelerini netleştirdi ve yazısına başladı ;
" Sevgili Deniz,
Bilirsin, çocukluğumdan beri devamlı seninleyim. Tatil için geldiğimiz
zamanlarda saatlerce seninle dans eder, İstanbul' a döndüğümüzde
devamlı seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun, kimi zaman neşeli
olurdun. Hep bunu çözmeye çalıştım ve artık çözdüğümü sanıyorum.
Sanırım sen aya aşıksın deniz. Ne zaman ay çıksa, onun ışıklarını alıp,
binlerce yakutmuş gibi yansıtıyorsun. Rüzgar ile konuşuyor, kıyı ile
oyunlar oynuyorsun. Akşamları kimseye içini göstermiyor, adeta içine
bakmaya çalışan olursa, sendeki aşkı göreceklermiş gibi kendini
saklıyorsun. Fakat sabahları ayın yerini güneşe bırakmasıyla birlikte
durgunlaşıyor, kendini unutuyorsun. Akşama kadar böyle zaman geçirip,
akşam kendini aya hazırlıyorsun. Kimi zamanlar rüzgar şiddetleniyor ve
bulutlar ayı kapatıyor. Böyle zamanlarda, sevdiğini göremediğin için
oldukça sinirleniyor ve içinde ne bulursan darmadağın ediyorsun. Ben
senin öfkeni kıyılara vurduğun tekmelerden bile anlıyorum denizim. İnan
bana, belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur...
Söyle bana denizim, bir gün ayın hiç bir zaman doğmayacağını anlasan ne
yapardın ? Bir daha hiç yakamozlar oluşturamayacağını, onunla olan
sevginizin içinde olmasına rağmen onu asla göremeyeceğini bilsen ne
düşünür, ne hissederdin ? Eminim ki öfkeyle buraları yıkardın ve bir
daha hiç yüzün gülmezdi. İşte sevdiğini kaybetmek böyle birşey denizim.
Sen ayını asla kaybetmeyeceksin ama ben güneşimi kaybettim. Onu her
düşündüğümde içim ağlıyor, yaşam duruyor. Hiç bir şey yapmak
istemiyorum. Bedenimi yırtmak ve gökyüzüne yükselmek, her neredeyse onu
bulmak istiyorum. Lakin hiç bir şekilde onu tekrar göremiyor ve ona
tekrar sarılamıyorum. Anlattıklarımı her gün az çok gözlerimden
anladığını farzediyorum. Bu yüzden sana yazmaya ve senden yardım
istemeye karar verdim denizim. Hilal' in göründüğü ve senin en sevinçli
olduğun bugün senden bir dileğim olacak. Beni sevdiğime kavuştur
denizim. Bir defalığına bile olsa onu görmek istiyorum. Beni
aydınlatan, neşemi yerine getiren ve zamanla hayatımın anlamı olmuş o
gülümseyişini görmek istiyorum. Artık buralarda daha fazla onsuz kalmak
istemiyorum. Ne olur denizim, beni onunla buluştur. Onu görmeme ve bir
defacık dahi olsa sarılmama aracı ol. Beni anlayacağını umud ediyor ve
bana dileğim ile ilgili geri dönmeni bekliyorum.. "
Gülay, mektubunu dikkatle katladı ve göğsüne yerleştirdi. Akşam
yemeğini yedikten sonra iskeleye çıkarak bir süre karanlıkta hiç bir
ışığın meydana getiremeyeceği o güzel yakamozu izledi. Ardından yaşlı
gözlerle dileğini denize bıraktı ve gözlerini kapattı. Sanki deniz
dileğini hemen yerine getirecek gibi hissediyordu. Sanki gözlerini
açsa, sevdiğini karşısında görecek ve bu doğaüstü olaya deniz neden
olacaktı. Yavaşça gözlerini açtı ama sevdiğini göremedi. Gözlerinden
bir kaç damla yaş, denize damladı. Genç kadın büyük bir hüzünle
yürüyerek evine gitti ve kimsenin yüzüne dahi bakmadan odasına kapandı.
Ağladı, ağladı, ağladı.. Hayat, yaşanılabilecek bir olgu olmaktan
çıkmış ve adeta bir çileye dönüşmüştü. Buna daha fazla sabredemiyordu.
Fakat aksi yöndede yapabilecek hiç birşeyi yoktu. Kalbi daralıyor ve
nefes alması zorlaşıyordu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye
çalıştı fakat her nefes alışında göğsü sızlıyor adeta nefes alırken
bedeni yırtınıyordu. Hırıltılar çıkarmaya başladı. Hızlı hızlı öksürdü
ve bir süre sonra kendine geldi. Oldukça halsiz kalmıştı, yatağına
uzandı gözlerini kapattı.
Gece uykusunda bir rüzgar hissetti. Galiba balkon kapısını açık
unutmuştu. Ama kalkıp kapatabilecek hali de yoktu. Rüzgar ayaklarından
beline doğru ilerledi ve göğsünden başına kadar inanılmaz bir
yumuşaklıkla esip gitti. Gülay, rüzgar ile birlikte muhteşem bir huzur
duygusuna sarınmıştı. Gözlerini açtı. Gördüklerine inanamayıp,
gözlerini tekrar kapatıp açtı. Denizin ortasındaydı. Sahilden bir hayli
uzakta olmasına rağmen evlerini zar zor görebiliyordu. Denizde
yürüyebiliyor ve koşabiliyordu. Büyük bir sevinçle ordan oraya koşup
durdu, kendince rüyasının tadını çıkartıyordu. " Gülay... " Duyduğu
sesle irkildi. Ses tam arkasından geliyordu ve yıllardır hasret kaldığı
bir sesti. Hızla arkasını döndü. Kocası yüzünde o bilindik
gülümsemesiyle kendisine bakıyordu. Hiç birşey diyemeden, hasretle
kocasına sarıldı. İşte dileği gerçek olmuştu, onca zamandır
başaramadığı şeyi deniz başarmıştı. Kocasının kollarından ayrılmadan
tüm gücüyle onu sıktı. Kokusunu öylesine özlemişti ki, yıllarca böyle
durabilirdi. " Ah seni öyle özledim, öyle bekledim ki.. " Eşi yanıt
vermeden onun yüzüne baktı. Gözlerinde hafif bir keder vardı. Genç
kadın, gayet iyi tanıdığı kocasının yüzündeki gülümsemesinin ardına
saklanmış, gözlerindeki kederi hemen farketmiş ve onunda yıllardır
kendisini özlediğini düşünmüştü. Onu görmenin verdiği sevinçle hiç
birşey düşünemiyordu. Kocasına tekrar sarıldı, onu tekrar kokladı. Hiç
uyanmak istemiyor, kalan tüm yaşamı boyunca bu rüyanın devam etmesini
istiyordu. Yılların verdiği özlem ve hasretle saatlerce konuştular.
Birbirlerini ne kadar özlediklerini, birisinin olmadığı yaşamda
diğerinin eksikliğinin nasıl hissedildiğini anlatıp durdular. Her
ikiside heyecanlı ve sevinçliydi. Bir o kadarda hüzünlüydüler. Genç
kadın güneş ufuktan yavaş yavaş doğarken, gözlerini bakmaya doyamadığı
kocasından alarak denize çevirdi ve ağlamaya başladı. Kocası " Ağlama..
" dedi. Ağlamaması imkansızdı, birazdan uyanacak ve bu güzel gece sona
erecekti. Bir ay boyunca yine kocasına hasret kalacaktı. Ona hızlı
hızlı yine mektup yazacağını, hiç durmayacağını, her ay hilali
sabırsızlıkla bekleyeceğini söyledi. Kocası elleriyle karısının ağzını
kapattı. Gözlerinde garip bir bakış vardı. Gülay' ı öptü. " Gitme desem
de, gideceksin, fakat döneceğinde unutma, burada seni bekliyor
olacağım.. " dedi. Güneş doğmuştu, gülay artık uyanması gerektiğini ve
uyanmazsa ailesinin endişeleneceğinden, onu zorla uyandıracaklarından,
bu güzel rüyanın sarsıntılarla bitmesini istemediğinden bahsetti. Ona
son defa sarılarak, denizin üzerinden yürümeye başladı. Evine doğru
yaklaştıkça yüreği sızlıyordu. Ara ara arkasına bakıyor ve kocasının
orada beklediğini görmek içine tarifi imkansız bir huzur veriyordu.
Gözyaşları içerisinde sahile çıktı ve evlerinin önündeki kalabalığı
farketti. Biraz daha yaklaşınca, kulakları annesinin feryatlarıyla
çınladı..
" Gülay, Gülaaay, Gülaaaay.... "
|
Yorumlar |

|
|