Adi siğil Adi siğiller,
cildin dış tabakasında hücrelerin hızla büyümesini harekete geçiren
human papillomavirus�ın (HPV) neden olduğu, kanseri olmayan deri
büyümeleridir. 60�dan fazla türde HPV meydana gelir.
Bazı HPV
türleri, genellikle deri üzerinde siğillere neden olur. Adi siğiller,
genellikle ellerinizde, parmaklarınızda veya el tırnaklarınızın
yakınında meydana gelir. Diğer HPV türleri genellikle başka yerlerde
siğillere neden olur:
· Topuk siğilleri. Bunlar sadece
ayaklarınızın tabanlarında meydana gelir. Genellikle ten rengi veya
açık kahverengi, içlerinde minik siyah noktalar olan yumrular olarak
görünürler. Bu noktalar küçük, pıhtılaşmış kan hücreleridir.
·
Jenital siğil. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en yaygın türü budur.
Cinsel organlarınızda, kasık bölgenizde veya anal kanalınızda
görünebilir. Kadınlarda, jenital siğiller vajinanın içinde de
gelişebilir.
· Düz siğiller. Bu siğiller, diğer siğillere göre
daha küçük ve daha yumuşaktır. Genellikle yüzünüzde ya da kadınsanız
bacaklarınızda meydana gelir. Çocuklarda ve ergenlerde, yetişkinlere
göre daha yaygındır.
Adi siğiller, genellikle zararsızdır ve
çoğu zaman kendi kendilerine kaybolur. Ama sıkıntı ve utanç verici
olabilirler, bunlardan kurtulmak için tedaviye ihtiyacınız olabilir.
Adi siğiller, tedaviden sonra yeniden ortaya çıkarak kalıcı bir sorun
haline gelebilir
*
Akne Vulgaris Toplumda sık
görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan
sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle
ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin
faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ
birikimleri, şişlikler, iltihaplanmalar, deri altı kistleri
olabilmektedir.
Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek
akne gençleri etkileyebilir.Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her
dönemde ve her insanda bu sorun elişebilir. Kadınların %70'i,
erkeklerin ise %80'inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce
oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış
bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve
hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.
Cılt altındaki
yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım
bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü
cilt üzerinde belirir.
Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:
1-Genetik:Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.
2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.
3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.
4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.
5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.
6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.
Akne
klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif
formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde
görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu
ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük
sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.
Akne
sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz
bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir. Fiziksel
görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir.
Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile
gözlenebilir.
Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden,
losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın
büsbütün kötüleşmesine, tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu
merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta
iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.
Akne
düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın
doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle
hafif formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi
iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise
antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir
dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri
oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu
hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.
Dr. Ayşe Özboya Nacak
*
Albinizm Albinizmderide,saçlarda vegözlerde buraların normal rengini veren boya maddesinin irsi olarak yokluğu. 20.000'de bir insanda görülür.
Genel albinizmde deridepigment
(boya maddesi melanin) yoktur. Saçlar kar beyazdır. Gözün irisi pembe,
tam ortadaki papilla kırmızıdır. Astigmatizma ve ışıktan korkma
bunlarda çok olur. Zeka ve fiziki bakımdan gerilik bu hastalığa eşlik
edebilir.
Sebep: Derinin boya hücreleri olan melanositlerin
melanin boyasını üretememeleridir. Bunun da tirozinaz enziminin irsi
yokluğundan kaynaklandığına inanılmaktadır.
Tedavisi: Boya
hücrelerinden, tirozinaz enziminin üretilmesi için bir yol bulunmadıkça
tedavi edilmesi mümkün olamayacaktır. Bu arada güneş ışığından kaçınmak
ve göz hastalıkları için doktor kontrolünde olmak bir çok zorluğu
ortadan kaldıracaktır.
Albinizmle alakalı, iki cilt hastalığı
daha vardır. Bunlar kısmi albinizm ve vitiligodur. Kısmi albenizmde
beyaz odaklar olur. Vitiligoda, vücudun çeşitli bölgelerinde renk
yoktur. Nüfusun yüzde biri ile üçünü etkiler. Bu beyaz alanlar değişik
büyüklükte olup, koyu boyalı kenarları vardır. Tekrar çok nadiren
renklenebilir.
Ek bilgi
Albinism: Sadece gözde yada hem göz hemde deride pigment miktarının azlığını içeren bir gurup kalıtsal durum. Albino
terimi Afrikadaki Portekizli bir gezginden gelmektedir. Gezgin koyu ve
açık derili ırklar görmüş ve”Zenci”(siyah kelimesinden gelmektedir)
ve”Albino” (beyaz kelimesinden gelmektedir) diye adlandırmıştır ama
onların farklı ırklardan olduklarını düşünerek yanılmıştır.
Amino
asit: Tüm canlı hayvan ve bitkilerde bulunan doğal bir madde. Amino
asitler proteinlerin “yapı taşları”dır. Vücuda besinlerle protein
alındığı zaman proteinler amino asitlere parçalanır ve daha sonra başka
proteinleri üretmekte kullanır. Vücut ayrıca amino asitleri melanin
gibi başka belli maddelerede çevirebilir. “Albino” teriminden
kaçınılmalıdır çünkü bu kelime ile kişi dış görünüşü yada genetik
yapısıyla etiketlenmiş oluyor.
Astigmatism: Lensin ışıgı
retina üzerine düzgün olarak odaklayamaması sonucu nesnelerin
şekillerinin eğri görülmesinin neden olduğu görüş keskinliğinin düşmesi
anlamına gelen bir göz kusuru.
Otozoma bağlı: Cinsiyet kromozomlarından ( X yada Y) farklı olan bir kromozomla ilgili.
Bioptik: Gözlük camları üzerine monte edilen ve az görenlere yardım için kullanılan özel bir lens çeşidi.
Braille: Körler için kullanılan ve yazıları parmaklarıyla okumalarını sağlayan kabartmalı yazı tekniği.
Taşıyıcı:
Mutasyona uğramış bir geni taşıyan ama o genin özelliğini göstermeyen
kişi. Özellik bu kişide görülmez çünkü bir tanede normal geni vardır ve
bu gen daha baskındır ama kişiden oluşacak çocuklarda bu hastalığın
görülme olasığı vardır.
Chediak-Higashi Sendromu: Beyaz kan
hücrelerinde hata olan ve bu yüzden vücudun mikroplara karşı direnci az
olan sık, görülmeyen bir albinism çeşididir.
Kromozom:
Genleri taşıyan DNA dan oluşmuş bir mikroskopik madde. Vücudun her
hücresi bir set kromozom içerir. Sperm ve Yumurta ebeveynlerin
kromozomlarını içerir. Doğumdan önce ve sonra, büyüme boyunca vücut bu
kromozomları her hücre için kopyalar. Her kromozomda çok miktarda gen
vardır.
DNA:
Deoxyribonucleic asit, genetik bilgileri saklayan ve ikiz çift kromozom
zincirinden oluşan doğal bir madde. Vücut amino asitlerden proteinleri
nasıl yapacağını öğrenmek için bu kodu okur.
DOPA: Dihydroxyphenylalanine, vücudun melanin pigmentini oluşturma aşaması sırasında ürettiği kimyasal madde.
Enzim: Vücudun bir kimyasal maddeyi diğerine çevirmesine yardımcı olan özel bir protein.
Eumelanin: Melanin pigmentinin koyu kahverengi yada siyah formu.
Fovea: Gözün retina kısmında, keskin görüşü sağlayan sinir tellerini içeren bölge.
Gen:
Vücuda özel bir proteini nasıl üreteceğini bildiren, DNA daki bir kodda
saklanan, bir miktar bilgi. Genler sperm ve yumurtanın döllenme
sırasında birleşmesiyle çocuğa geçer.
Hermansky-Pudlak
Sendromu: (1) Kan pulcuklarında bir hata olan (kanın pıhtılaşmasını
sağlayan hücrelerdir) (2) bazen karaciğerlerin ve bağırsakların
zedelenmesine yol açan vücutta oluşan yaralarda mumsu maddelerin
birikmesini içeren bir albinism çeşididir.
Hipopigmentasyon: Düşük pigmentasyon yada renklenme için kullanılan genel bir terim.
İris: Göze gelen ışığı ayarlayan ve göz bebeğini çevreleyen, gözün renkli kısmı.
Melanin: İnsanlarda ve çoğu hayvanda görülen bir çeşit pigment yada renklendirici madde.
Melanosit:
Melanin pigmentini yapmak için özelleşmiş bir çeşit hücre. Melanositler
derinin alt tabakalarında bulunur ve melanin pigmentini üst tabakalara
salgılar. Melanositler ayrıca gözde ve saç köklerinde de vardır.
Araştırmacılar albinismli insanların deri, göz ve saç köklerinde
melanositlere rastlamışlardır.
Melanozom: Melanositlerin içinde bulunan pigment paketleri.
Nevos: Ben yada doğum izi.
Nystagmus: Gözün kontrol dışı sağa sola ve ileri geri oynaması.
Pheomelanin:
Melanin pigmentinin sarımsı yada kırmızımsı formu. Bazı albinismli
insanların bıyıkları gibi bazı bölgelerinde bu çeşit pigment
bulunabiliyor.
Kolormatik: Güneş ışığına maruz kaldığında koyulaşan özel gözlük camları.
Photophobia: güneş ışığında gözlerin aşırı derecede rahatsız olma durumu.
Pigment:
Renklendirici madde. Pigmentler güneş ışığının geçişini engelleyip
ışığı soğururlar. Gözler soğurulamayan ama geri yansıtılan ışığı
görürler.
Kan pulcukları: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan küçük kan hücreleri.
Çekinik: Değişime uğramış bir gen anlamındadır; eğer kişide bir de normal gen varsa değişmiş genin özelliği görülmez.
Retina:
Gözün iç tarafını saran tabaka. Işık göz bebeğinden içeri girer ve lens
tarafından retina üzerine odaklanır. Retina ışığı beyine göndermek
üzere bir mesaja çevirir.
Tyrosine: Bir amino asit yada
protein yapı taşı. Tyrosine genelde yiyeceklerden alınır ve sistem bunu
melanin yapmakta kullanır.
Tyrosinaz: Pigment yapmak için tyrosine amino asidini DOPA ya çevirmmeye yardım eden bir çeşit enzim yada özelleşmiş protein.
Ultraviole
(UV): İnsan gözü tarafından görülemeyen bir ışık rengi. Ultraviole
ışınları bronzlaşmaya, yanmaya ve deri zedelenmelerine sebep olur.
X-linked: X kromozomuyla geçen bir çeşit gen. Dişilerde iki X kromozomu bulunurken erkeklerde bir X birde Y kromozomu bulunur.
*
Anal kaşıntı Pruritus ani de denen anal (makat bölgesi) kaşınma sık rastlanan bir sorundur.
İnatçı
anal kaşınma, çocuklarda ve yaşlılarda daha sık görülen bir durumdur.
Çocuklarda bu durum, sık rastlanan bir parazit olan kılkurdunun
varlığına bağlı olabilir. Yaşlılarda ise neden, yaşlanan deri-nin
kurumasıdır.
Doktorunuz anal kaşınmanızın nedenini
araştırırken, sedef hastalığı gibi bir deri hastalığının, deri
kanserinin ve bir mantar enfeksiyonunun işaretlerini de arayacaktır.
Kaşınmaya ve tahrişe neden olan hemoroid, anal fissür ve anal fistül
yönünden de muayene edilebilirsiniz; bu hastalıklar anal kaşınmanın
nadir nedenleridir. Çoğu kez kaşınmanın kesin nedeni bulunamaz.
Aşırı Bakım
Bazı
kişiler, anüs bölgesini sert bir sabun bezi ve sabunla iyice
temizlemeye çalışırlar. Bu durum, bölgenin kaşınmasına, yanmasına ve
tahriş olmasına yol açabilir.
İlaç Reaksiyonları
Bazı
kişilerin kaşınmayı geçirmek için kendi başlarına kullandıkları
ilaçlar, tahrişe yol açarak kaşımayı ve yanmayı artırabilir.
Stres
Bazı doktorlar, kanıtlanmamış olsa da, stresin kaşınmaya yol açabileceğine inanmaktadır.
Anal Kasların Gevşemesi
Normalde anal kanalı kapalı tutan kaslar gevşediğinde, dışkı dışarı sızarak bu bölgedeki deride tahrişe yol açabilir.
Kötü Bakım
Eğer dışkılamadan sonra uygun temizlik yapılmazsa, anüs bölgesindeki dışkı artıkları tahrişe ve kaşınmaya neden olabilir.
Eskiden
kronik anal kaşınması olanlarda, anüs bölgesine ışın tedavisi, alkol
enjeksiyonu ve hatta bu bölgedeki deri ve sinirleri çıkarmak için
ameliyat yapılırdı. Artık bu tür uygulamalar ortadan kalkmıştır.
Eğer böyle bir sorununuz varsa, aşağıdakileri deneyin.
1-Kaşımayı
kesin. Sürekli kaşıma tahrişe yol açar. Ne kadar çok kaşırsanız, o
kadar çok kaşınırsınız. Bölgeye soğuk uygulamayı de-neyin.
2-Bölgeyi temiz tutun. Gece, gündüz ve her dışkılamadan sonra bölgeyi tahriş etmeden, nazikçe temizleyin.
3-Dışkı sızıntısının deride yaptığı tahrişi engellemek için, bu bölgeye bez koyun ve gerektikçe değiştirin.
4-Kaşınmayı azaltmak için yatarken antihistaminik bir ilaç da alınabilir.
Eğer kaşıntınız sürerse, tam bir muayene için doktorunuza başvurun
*
Aşırı Kıllanma Vücudun
normalden aşırı kıllanmasına Hirsutismus denmektedir. Aşırının ölçüsü,
toplumdan topluma, insandan insana değişebilmektedir. Normal dışı
kıllanma, her kadında az miktarda varolan erkeklik hormonunun çeşitli
nedenlerle artmasına bağlı olarak gelişir.
Kıllanmada; üst
dudakta, alt çene ve üst çenede, şakaklarda, memeler arasında, meme
başı etrafında, göbek altında, kuyruk sokumunda ve kalçalarda anormal
kıllanma vardır. Bu bölgelerde, kadınlarda da varolan ince, renksiz,
kısa ayva tüyleri; kalın, uzun koyu renkli kıllara dönüşür ve deri
yağlanır; yüz, sırt ve göğüs civarında akneler oluşabilir.
Toplumumuzda
görülen kıllanmalarının bir çoğu, basit nedenlerden oluşmakta; hastanın
yaşı, konumu, çocuk isteyip istemediği gibi durumlar değerlendirilerek
verilen tedavilerle bu konu çözümlenmektedir. Tedavide, kıllanmayı
oluşturan faktörün bulunup ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesi
birinci basamak; ikinci basamak ise oluşmuş kılların kozmetik yöntemler
ile temizlenmesidir.
Şişmanlarda adet düzensizliği ve kıllanma
varsa, önce zayıflama kürlerine başvurularak zayıflatılmalı ve kozmetik
yöntemlere başvurulmalıdır. Adet düzensizliği ve kıllanma arasındaki
yakın ilişki, gözardı edilmemeli, bu tip yakınmaları olanlar en kısa
sürede doktora başvurmalıdırlar
*
Atopik dermatit Atopik
dermatit, egzema diye de adlandırılan alerjik deri hastalığıdır. Genel
olarak çocukların %1-3' ünde görülen bu rahatsızlık, annesinde alerjik
hastalık olan yeni doğanlarda %27 oranında görülür. En sık görülme yaşı
1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Çocukların yaklaşık
yarısında ergenlik çağına kadar devam edebilir. Bir kısmında ise
hastalık tamamıyla geçmez. 1 yaşından sonra ortaya çıkanların uzun
yıllar sürmesi söz konusudur.
Bulgular, Tanı Kaşıntı,
bazen gerginlik klasik bulgularıdır. Genel olarak belirtiler ufak
pullanmalar tarzındadır, eğer bakteriyel ya da viral enfeksiyon
eklenirse sulanma bulguları oluşur.
Yeni doğanlarda atopik
dermatit genellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde,
dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz
kapaklarının birleştiği çizgilerde (Dennie hattı) görülür. Çocuklarda
kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri
belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz
dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli
durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için
uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE
antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi
gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.
Tedavi Eğer
hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden
çıkarılmalıdır. Eğer bu gıda süt gibi vazgeçilmez bir besin ise alerji
uzmanınız bunun yerine kullanabileceğiniz seçenekler hakkında sizi
bilgilendirir. Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da
kaçınmak gerekir. Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı
azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen
nemlendirici krem sürülür. Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler
kullanılabilir. Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere
uygulanmamalıdır. Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12
yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili
antihistaminikler kullanılmalıdır. Tırnaklarınızı kısa kesiniz.Yumuşak
ve pamuklu giysilerin kullanması uygundur. Deterjanlar hafif ve
parfümsüz olmalıdır. Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka
doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.
Hastalığın Gidişi Çocukların
1/3' inde bu hastalık tamamen geçer ve diğer alerjik hastalıklar da
gelişmez. Diğer 1/3' inde hastalık geçer, ama alerjik rinit ve/veya
astım gelişebilir. 1/5' inde yıllarca sürebilir. Çok daha az bir
kısmında ise hem deri belirtileri devam eder hem de buna alerjik rinit
ve/veya astım eklenebilir. Tüm bunlara rağmen hastaların nasıl
gideceğine dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Sıkı bir
şekilde diyet, çevresel faktörlerin kontrolü, tedavi takibi yapılmalıdır
*
Bitlenme Saç Biti Nedir?
Saç
bitleri insan saçında yaşayan ve üreyen çok küçük , kanatsız, günde 2-8
kez kan emerek beslenen gri böceklerdir. Sirke denilen yumurtaları
görmek bitin kendisini görmekten daha kolaydır ve genellikle enseye
yakın, kulakların arkasında ve başın arkasında saç tellerine tutunmuş
halde bulunurlar. Sirkeler kir veya kepek gibi yıkanarak
temizlenemezler. Önce etkili bir ürün ile öldürülmeli, sonra bu amaç
için yapılmış ürünün kutusundan çıkacak olan özel bir tarak ile saçtan
temizlenmelidir.
Saç biti insan vücudu dışında yalnızca 48
saat yaşayabilir ve evcil hayvanlar üzerinde yaşayamaz. Sirkeler ise
insan vücudu dışında kumaş ve battaniye üzerinde 10-15 gün canlı
kalabilirler.
Nasıl Bulaşır?
Bitlenmenin yaygın olarak
düşünüldüğü gibi pislikle bir ilgisi yoktur; aslında bit temiz,
sağlıklı saçı, kirli saça tercih eder. Yetişkin ya da çocuk, herkes
bitlenebilir. En yaygın belirtisi, başın ve ensenin şiddetle
kaşınmasıdır. Saç biti son derece bulaşıcıdır. Tarak, fırça, eşarp,
yastık, şapka ve tüylü oyuncaklar gibi paylaşılan kişisel eşyalar ile
yayılırlar. Tekrarlanan salgın riskini azaltmak için bu eşyaları
paylaşmaktan kaçınılmalıdır.
Bitlendiğimizi Nasıl Anlarız?
Bitlenmeyi
gösteren ilk ipucu sık sık kafa derisinin kaşınmasıdır. Biti tespit
etmek ve yayılmasını engellemek amacıyla, ensenin arka kısmındaki ve
kulak arkasındaki saçlar dikkatle incelenmelidir. Bitler ışıktan
kaçtıkları için, yalnızca saç kılına yapışmış küçük beyazımsı, oval
yumurtaları (sirkeleri) görebilirsiniz.
Bit ve bitlenme dünyanın
her tarafında yaygındır ve çok eski çağlardan beri, milyonlarca yıldır
varolduğu düşünülmektedir. Bitlerin geçmişi insanlık tarihi kadar
eskiye dayanmaktadır. İnsanlarda yaşayan bitlerin bugüne kalan en eski
örnekleri 4000 yıllık mumyalarda bulunmaktadır.
Bitle İlgili Bunları Biliyor musunuz?
Ortaçağda bitlere 'yoksulluğun
incileri' denirdi. Canterbury başpiskoposu Aziz Thomas, öldüğünde
üzerinde bit kaynaştığı için çok yüksek mertebeden bir aziz olarak
bilinir.
İnsanlık birçok hastalığın bitlerle bulaştığını çok geç
öğrendi. Bit yoluyla geçen bit tifüsü Trablusgarp Harbi, Balkan Harbi
ve 1. Dünya Savaşı'nda Türk orduları için büyük zorluklar yaşatmıştı.
Ortaçağ'da İsveç'in Hurdenburg kentinde belediye başkanı
seçimlerinde adaylar bir masanın etrafına oturur, sakallarını masaya
değdirirler, ortaya konan bitin yöneldiği sakalın sahibi aday o yıl
belediye başkanı seçilirdi.
4000 yıllık mumyalarda bitlere rastlanmıştır.
TedaviTıbbi Saç Kremi Nasıl Kullanılır?
Saç normal bir şampuanla yıkanır.
Durulanır.
Havlu ile kurulanır.
Tıbbi saç kremi çalkalanır.
Oğuşturarak kremin saça iyice nüfus etmesi sağlanacak şekilde uygulanır. (Özellikle ense ve kulak arkalarına dikkat edilerek.)
10 dakika saçlar kremli olarak beklenir.
Bol su ile durulanarak kurutulur.
İlaçlar saç biti ve sirkelerini öldürür. Fakat ölü bit ve
yumurtalar saç telleri arasında kalır. Bunlar ince uçlu bir tarak veya
elle özenle temizlenmelidir. Bitten kurtulduk, peki nasıl korunacağız?
Ailenin her ferdi kontrol edilmeli.
Ailenin diğer fertlerinde bite ya da sirkeye
rastlayabilirsiniz. Bu durumda etkili bir bit ilacı olan Zalvor onlara
da uygulanmalı.
Giysiler, çarşaflar ve havlular sıcak su ile yıkanmalı.
Taraklar, fırçalar vs. sıcak suda bekletilmeli.
Tüm ev ve araba elektrik süpürgesi ile temizlenmeli.
Yıkanmayan eşyalar 2 hafta süreyle bir poşetin içinde hava
almayacak şekilde bekletilmeli. Bu süre sirkelerin ölmeleri açısından
önemlidir. Sirkeler insan vücudu dışında 10-15 gün canlı kalabilirler.
*
Deri hastalıkları,
ciltte görülen hastalıklar. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı
vardır. Deri hastalıklarına genel olarak ''dermatoz'', ilgili bilim
dalına daDermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için, kabaca birkaç bölüme ayırmak mümkündür.
Fiziki sebeplerle meydana gelen deri hastalıkları
Delici, kesici, ezici cisimlerin
meydana getirdiği yaralar, yanıklar, soğuğa bağlı olan çatlaklar,
kimyasal maddelerin tahrişine bağlı olarak ortaya çıkan yaralar bu
grupta sayılabilir.
Parazitlerin sebeb olduğu deri hastalıkları
Bu grup hastalıkların başında uyuz, bitlenme ve çeşitlimantar hastalıkları gelmektedir. Ayrıcapire,tahtakurusu,kene gibi böceklerin ısırmalarından meydana gelen deri bozuklukları da bunlardan sayılabilir.
Mikroorganizmaların sebeb olduğu deri hastalıkları
Bu organizmalar genellikle deri
iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir
bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar,uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler,egzemalar veuçuklar
kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına ''dermatit'' de denir.
Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olancüzzam,deri veremi vefrengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifikiltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.
Allerjik deri hastalıkları
En sık rastlanan deri hastalıklarıdır.Allerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı,Quincke ödemi,kurdeşen,
egzema, kontakt dermatit sayılabilir. Allerjik deri hastalıklarının
sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve çevresi çok iyi
araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Gerekirse hasta bulunduğu
çevreden bir müddet uzaklaştırılır. Allerjiye sebeb olanamil
bulunmaya çalışılır. Bu amiller; çiçek tozları, çeşitli besin
maddeleri, ev tozları, bazı ilaçlar, barsak parazitleri olabilir.
Allerjik hastalıklarda irsiyetin, vücut yapısının ve asabi durumun yani
psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür.
Derinin bu hastalıklarının dışında; çeşitli dahili hastalıkların derideki tezahürleri de sözkonusudur. Meselaşeker hastalığında, deride çeşitli belirtiler görülür (kurdeşen, kan çıbanları,gangren vs.). Ayrıca derinin kötü huylu ve iyi huylu urları da sözkonusudur.Deri
kanseri|Deri kanserleri bütün kanserler içinde en az kötü olanlarıdır.
Tam tedavileri de mümkündür. Deri hastalıklarını inceleyen, teşhis ve
tedavisi ile uğraşan bilim dalınadermatoloji ve bu işi meslek edinmiş hekime ise, ''dermotolog'' ismi verilir.
Deri hastalıklarının çeşidine göre, deride değişik türlerde hastalık elemanları görülür. Bunlar arasında; kaşıntı izleri,papül (küçük deri kabartısı),püstül (irinli kabarcık),çıban,ülser,tüberkül (sivri deri çıkıntısı),eritem
(kızarıklık), hiperpigmentasyon (derinin renginin artması),
hipopigmentasyon (derinin renginin azalması), deskaamasyon (derinin
dökülmesi), kabuklanma ve urlanma sayılabilir. Bir deri hastalığında bu
elemanlardan biri veya birkaçı birarada da bulunabilir. Deri
hastalıklarının teşhisi kolaydır. Kesin teşhis için gerektiğinde hasta
kısımdan parça alınıp,patolojik
incelemeye tabi tutulur. Tedavileri her zaman kolay olmayıp, hastalığın
cinsine göre değişiklik arz eder. Tedavi çok keresemptomatik (hastanın şikayetlerini geçiştirmeye yönelik)tir.
*
Cilt kanserleri Cilt kanserleri
kolayca görülme olanağı olduğu için erken teşhis edilebilir. Gerek bu
durum ve gerekse de tümörün karakteri nedeniyle cilt kanserleri
tedavide başarılı sonuçlar veren kanser türleri arasındadır.
Eğer
cildinizde daha önceden bulunan bir ben veya benzeri kitlede değişiklik
fark ederseniz veya iyileşmeden uzun süre kalan bir yara oluşursa
tercihan deri hastalıkları uzmanı bir doktora basvurun.
Cilt
kanserlerinin oluşumunda genetik yatkınlık (açık renk cilt, mavi göz,
sarı veya kızıl saç ), kimyasal kirlilik ve röntgen ışınları etkisi de
rol oynamakla beraber , yüzde 90'ından fazlası, sürekli olarak güneşin
ultraviyole (UV ) ışınlarına maruz kalan bölgelerde olur.
Cilt kanserleri hücre karakterlerine göre, farklı isimler alır.
Bazal Hücreli Karsinom
Belirtileri :
Yüzde, kulakta veya boyunda inci gibi kabarıklıklar.
Göğüste veya sırtta düz, ten rengi, kahverengi lekeler.
Ağrısız
bir şişlik veya düz bir yara oluşur. Bu yara veya şişlik birkaç ay
sonra açık yara haline gelir, yavaş yavaş büyür ve hiç bir zaman
iyileşmez.
Bazal hücreli karsinom lokal bir tümör olarak
kalır. Tıbbi müdahale yapılmazsa çevre dokulara ve derindeki organlara
yayılabilir.
Tedavi: Teşhis tümörden yapılan biyopsi ile
konur. Tedavi, kanserin büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yere bağlı
olarak değişir. Kazıma, koterizasyon (elektrikle yakma), cerrahi
çıkarma, radyoterapi (röntgen ışını vermek) kullanılan yöntemlerdir.
Tedavi sonrasında nüksler (tekrarlama) açısından düzenli kontrol yapılmalıdır.
Skuamöz Hücreli Karsinom
Belirtileri :
Yüzde, kulaklarda, boyunda, el veya kollarda sert kırmızı kabarık veya düz ( yassı) yara
Derinin
üst tabakası olan epidermis tabakasının orta bölümünden kaynaklanır.
Kötü huyludur. Lenf düğümleri, iç organlar başta olmak üzere başka
yerlere atlayabilir. Tümör başlangıçta ağrısızdır. Yara haline gelip
hiç iyileşemeyecek duruma girerse ağrı olabilir.
Normal bir
ciltte bir yara veya yanık ya da kronik bir iltihap alanında
başlayabilir. Oluşumunda güneş önemli faktördür. En büyük sıklıkla
devamlı olarak güneş ışığına maruz kalan yerlerde olur. Genetik
yatkınlık vardır. En çok 50 yaşından sonra başlar.
Tedavi : Teşhis
için lezyondan biyopsi yapılır. Erken tedavi edilirse iyileşme oranı
yüzde 95'dir. Tekrarlamalar açısından düzenli kontrol gerekir. Güneş
ışığından korunmalıdır.
Habis Melanom
En ölümcül fakat
en az görülen cilt kanseridir. Yüzde 70 kadarı normal ciltte oluşur.
Yüzde 30'u daha önceden mevcut bir benin aniden değişmesiyle ( renk ve
büyüklük değişikliği, kaşıntı, ağrı, kanama, şişme gibi) oluşur.
Belirtileri :
İlk olarak çevredeki dokuya yayılır. Yüzeyel yayılımdan çok
derinliği önemlidir.Yüzeyel safhada yakalanırsa iyileşme olasılığı
fazladır.
Tedavi edilmezse cildin diğer bölgelerine, lenf düğümlerine, iç organlara atlar.
Melanomun en büyük nedeninin güneş ışığı olduğu düşünülmektedir. Açık renk cilt daha duyarlıdır.
Erken safhada derhal tedavi etmek vakaların yüzde 85'inde
iyileşme sağlar.Tümör derine indikçe tedavide başarı yüzde 30 gibi
oranlara düşer.
Tedavi : Tümörün cerrahi olarak çevresindeki
büyük bir cilt bölümüyle çıkarılması ve ayrıca o kısımla bağlantılı
lenf düğümlerinin de çıkarılması gerekir. Diğer tedavi yöntemleri
arasında kemoterapi (kanserin ilaçla tedavisi) ve immünoterapi
(bağışılık tedavisi) bulunur. Tedavi sonrası düzenli takip ihmal
edilmemelidir.
Kaposi Sarkomu
Kaposi sarkomu, lösemi
ve lenfoma gibi diğer kanserlerle birlikte görülen habis bir durumdur.
AIDS hastalarında da sık görülür. Hızlı ve yavaş gelişen türleri
vardır. Hızlı gelişen türünde cildin herhangi bir yerinde kırmızı mor
nodüller(kabartılar) vardır. Yavaş gelişen tipde ayak parmağı veya
bacakta koyu mavi veya mor-kahverengi şişlikler görülür. Lenf
düğümlerine ve iç organlara atlayabilir.
Tedavi : Biyopsi ile teşhis konduktan sonra radyoterapi ve kemoterapi yapılır
*
CÜZAM Micobacterium
leprae adı verilen bir virüsün meydana getirdiği hastalık. Tıp
dilindeki adı Lepra, halk dilimizdeki adı da Miskin
hastalığıdır.Şiddetli belirtileri olan salgın bir hastalıktır. Etmeni,
1879 yılında Hansen tarafından bulunmuştur.
Cüzam hastalığı
medeniyetin bilinen en eski hastalıklardan biridir. Antik çağlarda,
özellikle Ortaçağ'da büyük salgınlar yaptığı ve toplum için çok ürkülen
bir hastalık olduğu bilinmektedir. Ortaçağ'da bu hastalığa yakalananlar
için özel evler ve barınaklar yapılmış, hastalar buralarda kendi
kendileri ile başbaşa bırakılmıştır. Daha sonraları, cüzamlı hastalara
çıngırak takılmış böylece herkesin bunların yanına yanaşmasına engel
olunmak istenmiştir. Bugün özellikle geri kalmış ülkelerde rastlanan
bir hastalık özelliğindedir.
Cüzamın iki tipi vardır: Nodüler
tip: Deride, nasırlı düğmeler seklinde belirtileri olan bir cüzam
tipidir. Bu düğmeler, hastalığın ilerlemiş devirlerinde ülserler
halinde açılırlar. Sinirsel tip: Sinirlerde kendini gösteren bir
tiptir. Zamanla hasta sinirsel yeteneğini kaybeder, hissiz bir durum
alır. Bunun da ilerlemiş hallerinde deride belirtiler görülür. Bunlar
da zamanla ülserleşir. Katılım yolu ile geçmez. Ancak, cüzamlı olan
hastaların derisine temas yolu ile insandan insana geçer. Başlangıç
devirlerinde yapılacak teşhisle hastalıktan kurtulmak imkânı bugün için
vardır
*
Deri Deri
son derece ilginç bir organdır. Bir yetişkinin bedenini kaplayan deri
ortalama olarak 3 m2 'den biraz fazladır ve ağırlığı tüm vücut
ağırlığının yüzde 15 'i kadardır. Derinin her santimetrekaresinde
milyonlarca hücre ile sıcak, soğuk ve ağrıyı ayırt etmek için de
binlerce sinir ucu vardır. Ayrıca yağ bezleri, kıl dibi kesecikleri ve
ter bezleri de derinin parçasıdır. Deri, tüm organları korur ve aynı
zamanda ısı düzenleyicisi gibi hareket eder. Derideki kılcal damarlar
vücut ısısına göre büzülüp gevşerler. Sıcakta terleme ile vücut ısısı
düşürülür. Soğukta damarlar büzülür, vücuttaki kan dolaşımı yavaşlar,
ısı kaybı azalır.
Ortalama deri kalınlığı 2.5 mm olmakla beraber yer yer çok ince (göz kapağı) yer yer (el ayaları, ayak tabanları) de kalındır.
Deri üç tabakadan oluşur: epidermis, dermis, deri altı yağ dokusu.
Epidermis
en üst tabakadır. Bir insana bakıldığı zaman gördüğümüz kısımdır.
Epidermis sürekli yenilenen dinamik bir organdır. Alt kısımda üretilen
deri hücrelerinin en üste çıkması 1 ay sürer. Burada bir süre koruyucu
örtü gibi kalırlar. Sürtünme ve yıkanmayla dökülüp kaybolurlar.
Epidermiste
boya maddesi (pigment) olan melanini üreten hücreler vardır. Melanin
deriye rengini verir ve deriyi güneşin zararlı ışınları olan
ultraviyoleden korur. Ultraviyole ışınına maruz kalınan süre uzadıkça
daha çok melanin salgılanarak derinin rengi koyulaştırılır ve böylece
ultraviyolenin alt kısımlara ulaşması önlenir.
Epidermisin
altındaki dermis tabakası, derinin yüzde 90'ını oluşturur. Bu tabakada
kollajen ve elastin bulunur. Bu lifler deriye elastikliğini ve
kuvvetini verir. Yaşlandıkça dermis incelir.ve deri gittikçe
şeffaflaşır, elastikliği azalır ve kırışmaya başlar.
Dermis
tabakasının altında çoğunluğu yağdan oluşan ve kan damarlarının ve
sinirlerin bulunduğu deri altı tabakası vardır. Bu tabaka ter bezlerini
de içerir
*
Deri Enfeksiyonları Deri
vücudun ilk savunma hattı olduğu için bakteri, virüs, mantar gibi
hastalık etkenlerinin saldırıları ile baş etmek zorundadır. Deri
infeksiyonları impetigo gibi yüzeysel ve yerel enfeksiyonlardan yaygın
ve hayatı tehdit eden infeksiyonlara kadar çok çeşitlidir.
İmpetigo
Belirtileri :
Yüzde , bacaklarda ve kollarda kollarda kaşıntılı, yüzeyi sarı veya gri kabuklu kırmızı yaralar.
Çok
sık rastlanır. Stafilokok veya streptokoklar grubu bakteriler bu
enfeksiyonu yapar. Dermatit gibi başka bir cilt hastalığıyla birlikte
de olur. Bakterilerin genellikle yaralı bölgeye yerleşmesi ile
oluşabilir.
Enfeksiyon önce bir kızarıklık şeklinde başlar,
sivilce oluşur, patlar ve 1-2 gün sızıntı yapar. Yara genişleme
eğilimindedir. Diğer bölgelere ve başkalarına da bulaşır.
İmpetigonun yara şeklinde olan başka bir türü de ektimadır.
Bakteri kan dolaşımına girerek özellikle çocuklarda böbrek hastalığına yol açabilir.
İmpetigo özellikle temizlikten uzak, fakir çevrelerde olur.
Tedavi
:Sınırlı ve küçük enfeksiyonlarda lokal ilaçlar etkilidir. Daha yaygın
enfeksiyonlarda ağızdan antibiyotik verilir. Antibakteriyel sabunlarla
günde birkaç defa yıkanır. Hasta kişilerin kullandığı eşyalar
ayrılmalıdır. Deri teması ile sağlam kişilere de bulaşabileceğinden
bundan kaçınılmalıdır. Yavaş iyileşir. İyileşme oranı yüksektir.
Folikülit
Halk arasında sivilce olarak da adlandırılır.
Belirtileri :
Kıl folikülleri (kesecikleri) çevresinde küçük beyaz başlı sivilceler.
Kıl
keselerinin yüzeysel bir enfeksiyonudur. Çok sık görülür. Stafilokok
veya mantarlar yol açar. Bunun bir çeşidi de 'tıraş yarası' olarak
adlandırılır. Sakallı alanın kıl keseciklerinin stafilokok grubu
bakterilerle iltihaplanması sonucunda oluşur. Tinea barbea olarak
adlandırılan hastalık da, aynı alanın mantar hastalığıdır. Mantar
tedavisi gerekir.
Tedavi :
Hafif dereceli folikülit
lokal antibiyotikle tedavi edilir. Daha yaygın olursa sıcak su kompresi
ve ağızdan alınan antibiyotiği gerektirir.
Çıban ve karbonküller
Belirtileri :
Ciltte genellikle pembe veya kırmızı hassas şişkinlik
Şişkinlik ve kızartının giderek yayılması, deride ağrı, acı
Ateş veya bitkinlik
Çıban bir veya daha fazla kıl
kesesinin lokal infeksiyonudur. Vücudun herhangi bir yerinde birden
fazla çıban varsa, buna tıp dilinde fronküloz denir. Temasla kolayca
yayılır.
Karbonkül, infeksiyonun cilt altına yayılmasıyla
olur. Bir iki gün içinde hızla büyür. İltihap toplandıkça basınç ve
ağrı artar. Daha sonra patlayarak dışarıya açılır ve iyileşir. Aynı
yerde tekrar çıkabilir. Karbonküllere erkekler kadınlardan daha
yatkındır.
Bu infeksiyonlar, hijyen koşullarının olmaması,
fiziksel yıpranma, giysilerin tahrişi ve akne (ergenlik sivilcesi),
dermatit, şeker hastalığı ve pernisyöz anemi gibi kan hastalığı
durumlarıyla birlikte olabilir.
Teşhis :
Neden olan
bakteriyi tespit etmek için cerahatin tahlili gerekir. Bu enfeksiyonlar
tedavi edilmezse hayatı tehdit eder duruma gelebilirler.
Tedavi :
Çıbana
bir kaç saat arayla, 30 dakikalık süreyle sıcak su kompresi yapılır. Ya
küçülüp kaybolur ya da patlayarak dışarı açılır. Antibakteriyel sabunla
cilt yıkanır. Ağızdan antibiyotik tedavisi yapılır.
Yılancık (Erizipel) ve Selülit
Belirtileri :
Yüzde, kolda veya bacakta şişmiş, kızarmış, yanma duygusu veren ağrılı bölge
Selülit, cildin bağ dokusunun bakterilerle oluşan enfeksiyonundan doğan akut iltihapdır.
Erizipel, enfekte bölgenin parlak ve sınırlarının keskin bir şekilde belirli olduğu ağır bir streptokok selülitidir.
Tedavi :
Ağızdan antibiyotik tedavisi, enfekte bölgeyi yüksekte tutup sıcak kompres uygulama.
Lenfadenit ve lenfanjit
Belirtileri :
Ciltte şiş bölgeler, bazen kızarıklık ve ağrı da olabilir.
Lenfadenit, lenf nodüllerinde (bezelerinde) bakteri, mantar,virüs veya diğer hastalık etkenlerinin neden olduğu enfeksiyondur.
Lenfanjit,
lenf damarlarının enfeksiyonudur. Yara bölgesinde zonklama şeklinde
ağrı, titremeyle yükselen ateş, iştahsızlık, terleme yapar.
İltihaplanmış lenf damarı, enfeksiyon yerinden kol ve bacağın
yukarısına doğru kırmızı bir çizgi halinde uzanır. Derhal tedavi
edilmelidir.
Lenf bezesi iltihabında, bazen kesin teşhis için biopsi gerekebilir..
Tedavi :
Enfeksiyonun kaynağına göre değişir. Antibiyotik tedavisi hemen başlarsa, hastalık ilerlemeden kontrol altına alınır.
Uçuk ve Ağız Ülseri
Belirtileri :
Cildin kabarık, kırmızı, ağrılı alanında tek veya grup halinde küçük, içi sıvı dolu sivilceler.
Ağızda acı veren yara, çevresi kırmızı ortası beyaz veya sarı lezyonlar.
Uçuk,
çok yaygın bir enfeksiyondur. En çok diş etleri, dudaklar , yanaklar
veya parmaklarda olur. Herpes simpleks virüsü ile oluşur. Temas yoluyla
geçer. Yemek takımları, havlu ve tıraş bıçakları gibi eşyalarla da
bulaşır. Hastalık iyileştiğinde virüs, sinir hücreleri içinde gizli
duruma geçer ve vücut direncinin düşmesiyle ilk yerinde tekrar ortaya
çıkar.
Ağız ülseri ya da aft olarak adlandırılan hastalık, 1-2
hafta sürer. Ağız protezinin vurması ya da yanağı ısırma gibi bir
nedenle çıkar. Sıklıkla nükseder. Ataktan önce bir karıncalanma veya
yanma duygusu olabilir. Ağır vakalarda ateş, huzursuzluk ve lenf
nodüllerinde şişme olabilir.
Teşhis :
Her iki durumda
da lezyonun gözle görülmesi teşhis için yeterlidir. Tedavi edilmeyen
uçuğun göze atlama riski vardır. Göz uçuğu zamanında tedavi edilmezse
körlüğe neden olabilir.
Tedavi :
Rahatsızlığı azaltmak için buz uygulanır. Asiklovir grubu antiviral ilaçlar kullanılır.
ZONA (HERPES ZOSTER)
Belirtileri :
Vücudun veya yüzün bir yanında ağrı ve yanma, küçük kırmızı bir cilt döküntüsü. Küçük su dolu kabarcıklar,
Zona, su çiçeği hastalığına neden olan virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.
Su
çiçeği geçirildikten sonra virüs, çoğu zaman sinir hücreleri içinde
hareketsiz kalır. Yıllar sonra, vücut direncinin düştüğü bir dönemde
zona olarak ortaya çıkar.
Başlangıçta hastalık bölgesinde ağrı
ve yanma olur. 2-3 gün sonra döküntüler ortaya çıkar. Tüm belirtiler
3-5 gün içinde doruğa çıkar, bundan birkaç gün sonra da kurmaya başlar.
Başlangıçtan 2-3 hafta içinde kabuklanır.Tehlikeli değildir ama tutulan
sinir boyunca çok şiddetli ağrı olur. Göze yayılmamasına dikkat
edilmelidir.
Tedavi :
Hastalığı normal seyri tedaviyle
değişmez ancak serin, ıslak kompreslerle hasta rahatlatılır. Asiklovir
grubu antiviral ilaçlar kullanılır.
Hastalık süresince ortaya çıkan ağrıyı gidermek için ağrı kesiciler kullanılabilir
*
Deri hastalıkları
Alm.
Haut Kranke, Fr. Maladie de la peau (f), İng. Skin disease. Deride
görülen hastalıklar. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri
hastalıklarına genel olarak dermatoz ismi verilir. Deri hastalıkları
hakkında genel bir fikir edinebilmek için, kabaca birkaç bölüme ayırmak
mümkündür.
1. Fiziki sebeplerle meydana gelen deri
hastalıkları: Delici, kesici, ezici cisimlerin meydana getirdiği
yaralar, yanıklar, soğuğa bağlı olan çatlaklar, kimyâsal maddelerin
tahrişine bağlı olarak ortaya çıkan yaralar bu grupta sayılabilir.
2.
Parazitlerin sebeb olduğu deri hastalıkları:Bu grup hastalıkların
başında uyuz, bitlenme ve çeşitli mantar hastalıkları gelmektedir.
Ayrıca pire, tahtakurusu, kene gibi böceklerin ısırmalarından meydana
gelen deri bozuklukları da bunlardan sayılabilir.
3.
Mikroorganizmaların sebeb olduğu deri hastalıkları:Bu organizmalar
genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki
herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler.Yaralar,
yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, ekzamalar ve uçuklar
kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir.
Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi
ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir
mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya
spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.
4.
Allerjik deri hastalıkları:En sık rastlanan deri hastalıklarıdır.
Allerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı, Quincke ödemi,
kurdeşen, ekzama, kontakt dermatit sayılabilir. Allerjik deri
hastalıklarının sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve
çevresi çok iyi araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Gerekirse
hasta bulunduğu çevreden bir müddet uzaklaştırılır. Allerjiye sebeb
olan âmil bulunmaya çalışılır. Bu âmiller; çiçek tozları, çeşitli besin
maddeleri, ev tozları, bâzı ilâçlar, barsak parazitleri olabilir.
Allerjik hastalıklarda irsiyetin, vücut yapısının ve asâbi durumun yâni
psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür.
Derinin bu
hastalıklarının dışında; çeşitli dâhili hastalıkların derideki
tezâhürleri de sözkonusudur. Meselâ şeker hastalığında, deride çeşitli
belirtiler görülür (kurdeşen, kan çıbanları, gangren vs.). Ayrıca
derinin kötü huylu ve iyi huylu urları da sözkonusudur. Deri kanserleri
bütün kanserler içinde en az kötü olanlarıdır. Tam tedâvileri de
mümkündür. Deri hastalıklarını inceleyen, teşhis ve tedâvisi ile
uğraşan bilim dalına dermatoloji ve bu işi meslek edinmiş hekime ise,
dermotolog ismi verilir.
Deri hastalıklarının çeşidine göre,
deride değişik türlerde hastalık elemanları görülür. Bunlar arasında;
kaşıntı izleri, papül (küçük deri kabartısı), pistül (irinli kabarcık),
çıban, ülser, tüberkül (sivri deri çıkıntısı), eritem (kızarıklık),
hiperpigmentasyon (derinin renginin artması), hipopigmentasyon (derinin
renginin azalması), deskaamasyon (derinin dökülmesi), kabuklanma ve
urlanma sayılabilir. Bir deri hastalığında bu elemanlardan biri veya
bir kaçı birarada da bulunabilir. Deri hastalıklarının teşhisi
kolaydır. Kesin teşhis için gerektiğinde hasta kısımdan parça alınıp,
patolojik incelemeye tâbi tutulur. Tedâvileri her zaman kolay olmayıp,
hastalığın cinsine göre değişiklik arz eder. Tedâvi çok kere
semptomatik (hastanın şikâyetlerini geçiştirmeye yönelik)tir.
Kontakt dermatit (Temas Dermatiti)
Belirtileri :
Ciltte kızarıklık ve kaşıntı
Ağır vakalarda kabarcıklar ve yaradan akıntı
Allerjen madde ile temas eden bölgede sınırlı lezyonlar
Teşhis :
Cilde,
yapışkan bant altında çeşitli maddeler uygulanıp 48 saat sonra kontrol
edilerek cilt testi yapılır. Buna yama testi denir. Kontakt dermatitte
sadece alerjik maddeyle temas eden cilt alanları reaksiyon gösterir.
Alerji yıllar boyu kullanılan, daha önce hiçbir sorun yaratmayan
maddeye karşı da gelişebilir. Sabun, aseton, temizlik maddeleri,
metaller, bitkiler, kauçuk, boyalar ,kozmetikler, kimyasal maddeler
allerjen (alerji yaratan madde) olabilir.
Tedavi :
Alerji
yapan maddeyi saptayıp ondan uzak durmak temel kuraldır. Belirtilerin
giderilmesinde kortizonlu kremlerden yararlanılabilir.
Nörodermatit
Psikolojik sorunlar nedeniyle ortaya çıkan bir kaşıntı türüdür.
Belirtileri :
Sinir gerginliği ile ağırlaşan kaşıntı
Etkilenen cilt bölgelerinin sertleşmesi
Kaşıntı izleri
Tedavi :
Kaşıntı ve iltihaplanmayı azaltmak için kortizonlu kremler yararlıdır. Altta yatan psikolojik sorunu ortadan kaldırmak gerekir.
Atopik Dermatit
Alerjik bünyelerde görülen bir deri hastalığı türüdür.
Belirtileri :
Kaşıntılı, kalınlaşmış, yarılmış deri, çoğunlukla dirsek kıvrımlarında veya diz arkasında görülür.
Sıklıkla astım, burun tıkanıklığı ve ürtiker gibi diğer alerjik belirtilerle birlikte ortaya çıkar.
Şiddeti çocukluk çağında azalıp artarak devam eder. Yetişkinde daha az problem olur. Genetik yatkınlık vardır.
Tedavi :
Kortizonlu kremler, losyonlar kullanılır. Antialerjik ilaçlar yararlıdır.
Staz Dermatiti
Bacaklardaki kan dolaşımı bozukluğu nedeniyle ortaya çıkan bir cilt sorunudur.
Belirtileri :
Ayak bileklerindeki derinin kalınlaşması ve kaşınması
Bacaklarda
varisler veya toplardamarlarda görüllen diğer kronik durumlar cilt
altında sıvı birikmesine (ödem) yol açar. Bu alanlar kanla beslenemez.
Cilt iltihaplanır, açık yaralar oluşur. Çok yavaş iyileşir.
Tedavi :
Ödeme
yol açan nedenin tedavisiyle olur. En az 1 hafta bacaklar yukarı
kaldırılır, böylece biriken ödemin genel dolaşıma katılması sağlanır.
Tekrar yürümeye başlayınca varis çorabı ya da elastik bandaj uygulanır.
Seboreik Dermatit
Yağlı deri alanlarında ortaya çıkan bir cilt sorunudur.
Belirtileri :
Burnun iki tarafında, kaşların arasında, kulak arkasında ve göğüs kemiği üzerinde yağlı görünüşlü, kabuklu kaşıntı bölgeleri
İnatçı kaşıntılı kepek
Tedavi :
Seboreik
dermatitin özelliği yağlı kabuklanma ve cilt kızarıklığıdır. Kesin
tedavisi yoktur. Saç derisi sık sık yıkanmalıdır. Kortizonlu kremler ve
losyonlar yararlıdır. Üzerine eklenen mantar enfeksiyonu varsa ona
yönelik tedavi yapılır
*
Egzema Tedavi
gerektiren cilt lezyonlarindan yarısından fazlası bu grupta bulunur.
Egzema ve dermatit terimleri birbiri yerine kullanilabilse de bazi
doktorlar olayin nedeni biliniyorsa dermatit, bilinmiyorsa egzema
deyimini kullanirlar. Egzema derinin iltihabi (enflamasyonu) anlamina
gelir. Genellikle kasintilidir, belirgin derecede enflamasyon ve
vesikül olusumu görülebilir. Bu görüntü, egzema kelimesinin türedigi
''kaynamak'' anlamindaki Yunanca sözcüge son derece uygundur.
Başlıca Nedenleri
• Temasa Bagli veya Dis Kaynakli
• Iritan Kontakt Dermatit En
çok rastlanan egzema türüdür. Ev kadinlarinda, çamasir ve bulasikla
ugrasanlarda, sabunun , deterjanlarin ve diger kimyasal maddelerin
asiri kullanimiyla ortaya çikar.
• Allerjik Kontakt Dermatit Bitkiler,
meyve ve sebzeler, kozmetikler gibi irritan olsun , olmasin bazi
maddelere karsi allerjik yolla olusan egzemadir. Buna sebep olan madde
kesin olarak bilinmiyorsa, test uygulanarak kesin karara varilabilinir.
• Iç Kaynaklı
• Atopik Egzema Genellikle
saman nezlesi, astim gibi allerjik hastaliklar bulunan kisilerde ortaya
çikar. Baslica diz ve dirseklerin yüzlerini, yüzü ve boynu tutar.
Gövdeye de yerlesebilir.
• Seboreik Egzema Saçli deride asiri kepeklenme, kasinti ve yaglanma , yer yer sulanti ve pullanmayla seyreden bir hastaliktir.
• Liken Simpleks (Nörodermatitis) Asabi
kimselerde ense,sirt, bilekler veya herhangi bir bölgede, net sinirli,
zeminden kabarik, kuru, kasintili ve kirmizi-kahverengi alanlardan
olusan plaklar seklinde görülür.
• El-Ayak veya Avuç Içi Egzemasi Çok
sik görülür. Bunun nedeni ellerde mekanik ve kimyasal travmalarla karsi
karsiya kalinmasi, ayaklarda ise ayakkabi içerisindeki nemli ve sicak
ortamdir. Simetrik, siddetli kasintili ve iltihapli bir tablo çizer.
Egzema nasıl tedavi edilir?
Kuru
deri kaşınmaya yatkındır, bu nedenle sabunun en az miktarda kullanımı
önerilir. Steroidli merhemler ve kremler kaşıntıyı ve enflamasyonu
önlerler. Egzema enfekte olmuşsa (bakteriyel ya da fungal) antibiyotik
ve antifungal kullanımı gerekebilir
*Güneş ve cildimiz
Ten renklerimiz neden farklı ? Güneşin farklı ten rengine sahip kişilerdeki etkileri ve korunma yolları...
Neden cilt renklerimiz farklı ? Tıpkı
göz rengi ve saç rengi gibi her insanın da kendine özgü bir cilt rengi
vardır. Cilt rengini derinin derinlerinde yer alan bir çeşit biyolojik
bir boya olan melanin içeren hücreler belirler. İşte bu boya miktarı
bazı kişilerde az bazılarında ise fazladır.
Güneş herkezi bronzlaştırmaz Derimizdeki
melaninin önemli bir işlevi var. Güneşin enerji yüklü ışınını hapsetmek
ve derimize zarar vermesini engellemek. Fakat melanin açık tenli
kişilerde azdır. Hatta kızıl renkli veya havuç renginde saçları
olanlarda en az miktardadır. Bu nedenle bu kişiler kendilerini güneşten
korumalıdır. Yoksa ilerde deri kanserine yakalanabilirler.
Açık tenlilerin sorunu : Çiller(Efelid) Yukarıda
bahsettiğimiz gibi açık tenliler güneşten diğer kişilere göre daha
fazla etkilenirler. Güneşle uzun süre temas ettiklerinde derileri
kızarır ve güneş yanığı açık tenlilerde daha kolay oluşur. Ayrıca deri
güneşten kendini korumak için yeni koruyucu boya hücreleri üretir
(Melanosit) İşte bu hücreler karşımıza çil olarak çıkar. Çillerin bazı
türleri tıbbi ilaçlarla veya lazerle tedavi edilebilir. Ama önemli olan
yenilerinin oluşmasını engellemek için güneş koruyucu kullanmaktır.
Sadece güneş koruyucu yeterli mi ? Güneş
kremleri veya koruyucular cilt üzerinde bir tabaka oluşturur ve deriye
gelen güneş ışınlarını tıpkı bir ayna gibi yansıtırlar. Ama özellikle
yoğun güneş radyasyonunun olduğu 11:00 - 15:00 gibi saatlerde etkileri
azalır çünkü güneş ışını direkt olarak deriye temas eder. Bu nedenle
özellikle açık tenli kişilerin örneğin beyaz bir t-shirtle ve siperi
olan bir şapkayla bu saatlerde güneşe çıkmalarını öneriyorum. Özellikle
çocuklar üzerlerine sürülen güneş koruyucuları kumda yuvarlanarak veya
denizde oynayarak safdışı etmekte ayrı bir yeteneğe sahiptir. Bu
nedenle üzerlerinde koruyucu ince bir giysi olmasında fayda vardır.
Özellikle de açık tenlilerse ve benleri varsa.
Deri rengimi değiştirebilirmiyim? Koyu
ten renginin açılması mümkündür. Bazı ilaç tedavileriyle örneğin
çillerin veya diğer nedenlerle oluşan lekeleri kaybolması olası. Fakat
geniş alanlarda ilaçların yan etkileriyle karşılaşılır. Fakat açık ten
rengi değiştirilemez.
Uzm.Dr. Sertaç Sever Saglikbilgisi.com : Deri ve Zührevi Hastalıklar Editörü
*
İhtiyos Alm.
Ichthyoesise, Fr. Ichtyose.İng. Fish skin disease. Çocukluk yaşlarında
başlayıp bütün hayat boyunca devam eden irsî bir deri hastalığı.
İhtiyosta,
deri kuru ve kepeklidir. Kepekler, balık pulu görünüşündedir. Derinin
yağ ve ter bezleri doğuştan az olup, bunların salgı faaliyetinde de
bozukluk vardır.
Tipik vak’alarda deri kuru ve kepekli;
parşömen kâğıdı gibi sert; kepekler balık pulu görünüşünde, beyaz veya
esmer renktedir. Derinin her tarafı kepeklerle örtülüdür. Deriden kolay
ayrılan kepeklerin yerine mütemadiyen yenileri teşekkül eder.
İhtiyosun, kepeklerin şekillerine ve renklerine göre çeşitli klinik
formları vardır.
Tedâvi: Kepekleri ortadan kaldırmak için % 3-5’lik salisilik asitli merhemler kullanılır
*
İsilik Terledikten sonra derinin üzerinde görülen kızarıklılara halk arasında isilik denir. Tıp dilinde ise miliare denir
*
Kandidiyaz Kandidiyaz, herhangi bir Candida türüne bağlı olarak gelişen herhangi bir mantar enfeksiyonu için kullanılan genel addır.
*
Kıl dönmesi Pilonidal
sinüs ya da daha çok bilinen ismiyle kıl dönmesi, yaygın bir hastalık
olmasına rağmen pek de tanınmaz. Kişi, belirtileri ortaya çıkmış olan
hastalığının mutlaka farkındadır, ancak ismini tam olarak koyamamıştır.
Bu durumda yapılması gereken, bir an önce hastalığı tanımak ve tedaviyi
geciktirmeden başlatmaktır. Kıl dönmesi; kuyruk sokumu olarak da
tanımlanan bölgede, kalçaların üst birleşim noktasında görülüyor.
Şişlik ağrı akıntı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Doğumsal
olan bu hastalık, anne karnındaki gelişim esnasında küçük bir kusur
sonucu oluşuyor. Bu doğumsal kusura vücut, ergenlikten sonra reaksiyon
vermeye başlıyor.
Belirtiler
Hastanın doktora
başvurduğunda hastalıkla ilgili ilk belirtilerin ortaya çıkıyor. Kıl
dönmesi en sık 15-30 yaş arası erkeklerde görülmekle birlikte, aynı yaş
grubu kadınlarda da görülme sıklığı pek nadir olmuyor. Belirtiler,
kuyruk sokumu olarak da tanımlanan bölgede, kalçaların üst birleşim
noktasında, şişlik, ağrı akıntı, kızarıklık, delikşikler ve kabarcıklar
şeklinde görülüyor. İlerlemiş, abseleşmiş durumlarda oturma ve yürümeyi
dahi engelleyebiliyor.
Hastalığın Safhaları
Hastalığın
safhaları, olayın ciddiyetini yani hastalığın belirtilerine göre cilt
altı yayılımını da gösteriyor. Bu safhalara göre tedavi planı da
değişiyor. Hastalığın safhaları basitçe 3 aşamada değerlendiriliyor:
Şikayet oluşturmayan belirti dönemi, akut pleonidal abse dönemi,
tekrarlayan hastalık dönemi.
Tedavi
Tedavi, hastalığın
evresine göre uygulanıyor, kalıcı çözüm ise mevcut artık dokunun
cerrahi olarak çıkartılması ve yara onarımı ile sağlanıyor. İltihaplı
ve abseli dönemlerde, içeride biriken iltihabın lokal anestezi ile
boşaltılması, kalıcı müdahalenin daha sonra programlanması gerekiyor.
Ameliyat Tipleri
Toplumda
çok sık rastlanan bu hastalık aslında günümüzde ameliyat tipleri ile de
konuşuluyor. Hastalığın safhasına ya da ameliyatta karşılaşılan duruma
göre, ameliyat tipi de değişiyor. İçerden çıkan artık dokunun
büyüklüğüne ya da daha önce aynı sebepten dolayı ameliyat olup
olmadığına göre, ameliyat tipini cerrah belirliyor. Ameliyat tipleri,
artık dokunun çıkarıldıktan sonraki kapama yani iyileşme durumuna göre
değişiyor.
Buna göre ameliyat tipleri;
Açık bırakma,
Cildi yaklaştırarak açık bırakma,
Direkt dikişlerle kapatma,
Doku kaydırarak dikişlerle kapatma gibi sıralanabiliyor.
Tedavi Geciktirildiğinde
Kıl
dönmemesinde erken teşhis önem taşıyor. Çünkü tedavinin geciktirildiği
durumlarda hastalık ilerliyor, cilt altındaki hastalıklı doku büyüyor.
Bu durum, yapılması gerekli olan ameliyatın zorlaşmasına, hastanın
fazla zaman kaybetmesine ve ameliyat sonrasının daha zor geçmesine
sebep olabiliyor. Ayrıca; uygun cerrahi yöntem seçilmezse de
tekrarlayabiliyor. Bu nedenle, ameliyat yönteminin hasta ile doktorunun
ortak kararı ile belirlenmesi gerekiyor
*
Kışın cilt sağlığımız
Kışın
etkisiyle cildimiz yaza göre daha fazla kurur. Bunun kapalı
ortamlardaki nedeni kalorifer ve soba gibi ısıtıcılardır. Elektrikli
ısıtıcıların bu etkisi daha fazla olmaktadır. Dış ortamlarda ise
özellikle rüzgar ciltten su buharlaşmasını arttırarak cildin kurumasına
neden olur. Soğuk ise cildimizdeki damarları büzerek beslenmesini
engeller ve kurumayı arttırır.
Basit önlemlerle cildimizi koruyalım
Dış
ortamlarda eldiven giyilmesi önemlidir. Özellikle ev hanımları gibi
elleri sürekli kimyasal maddelere maruz kalan kişilerde zaten hasar
görmüş cildi bu şekilde korumak şarttır. Ayrıca bir nemlendirici
sürülerek dışarı çıkılması derimizin kurumasını önler.
Kapalı
ortamlarda hava fazla kuruysa mutlaka nemlendirici cihaz bulundurulmalı
eğer bu imkan yoksa ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar veya ıslak
bezler konulmalıdır. Özellikle atopik adını verdiğimiz allerjik
bebeklerin hava kurumasıyla şikayetleri artacaktır.
Kozmetikleri nasıl kullanalım ?
Kışın
özellikle hassas cilde sahip kişiler yoğun nemlendirici kullanmalı ve
tonik - temizleyici gibi ürünleri ancak gerektikçe sürmelidir. Sivilce
şikayeti bulunan hastalar yağ içermeyen nemlendiriciler kullanabilirler.
Kış ve deri hastalıkları
Sedef
hastalığı, kışın güneşin azalması ve bazı kişilerde psikolojik
sıkıntıların oluşması nedeniyle artış gösterebilmektedir. Sedef
hastaları kışın daha fazla nemlendirici kullanmalıdır. Güneşin sedefi
tedavi edici etkisi fototerapi adını verdiğimiz yöntemlerle
sağlanabilmektedir.
Atopik
dermatit olarak isimlendirdiğimiz allerjik cilde sahip kişilerde
derinin kuruması sıklıkla kaşıntılarının şiddetini arttırır ve hastalık
ilerleme gösterir. Banyo yağları ve nemlendiriciler kış döneminde ihmal
edilmemelidir.
Cilt bakımının tam zamanı
Kış,
peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemi için doğru mevsimdir. Bunun
nedeni hastaların uygulamadan sonra güneş ışığıyla diğer dönemlere göre
daha az karşılaşması ve pigmentasyon dediğimiz peelinge bağlı cilt
lekelenmesinin bu nedenle nadiren görülmesidir.
Ayrıca
lazer epilasyon ve diğer kozmetik uygulamaların da yine yukarda
açıkladığımız nedenlerle lekelenme yan etkisi minimum olmaktadır.
Uzm. Dr. Sertaç Sever Maltepe Üniversitesi Hastanesi
*
Kontak Dermatit Kontak
dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir
reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar
(örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik
reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası
1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra
kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal
alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer
bölgelerinde de olabilir.
Kimlerde Olur?
Genetik
yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı
ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa
süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde
daha sıktır.
alkonder2.gif (41310 bytes)
En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?
Zehirli
duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir.
Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da
sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine
reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin
yapımında kullanılır.
Diğer bazı bitkiler, metaller,
kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık
3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları
sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.
Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?
Nikel,
krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir
çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca
elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de
bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu
olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye
başlanmıştır.
Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da
bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan
kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice
okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva
içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir.
Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar
çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda
nikel vardır).
Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?
Saç
boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak
dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en
sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden
olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve
güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.
Hipoalerjenik ürünleri
kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona
neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.
Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?
Antibiyotikli
kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa
ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu
faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri
bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.
Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.
Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?
Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.
Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.
Antihistaminikler
kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte
olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz
bırakmaz.
Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk
kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır)
uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da
sağlar.
En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki
reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta
ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler
kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.
Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır
*
Lepra bkz.Cüzzam
*
Mantar enfeksiyonları Mantar
enfeksiyonu cilt hastalıkları içinde çok büyük bir hasta grubunu
oluşturmaktadır. Mantar hastalığı genellikle kıl, deri ve tırnak gibi
keratinize dokulara yerleşen kaşıntı , kızarıklık, sulanma ve pullanma
şeklinde kendini gösteren bir mikrobik enfeksiyondur. Özellikle yaz
aylarında artar. Tedavi edilmediği durumlarda mantar üzerine başka
enfeksiyonlar eklenebilir. Lenf bezlerine yayılarak lenfanjit denen
lenf bezi iltihabı yapabilir. Selüloit ve erizipel gibi cilt ve cilt
altı yumuşak doku enfeksiyonuna sebep olabilir. İlerlediği takdirde fil
ayağı denen hastalık görülebilir.
Mantar enfeksiyonu, cilt
hastalıkları içinde çok büyük bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Mantar
hastalığı genellikle kıl, deri ve tırnak gibi keratinize dokulara
yerleşen kaşıntı , kızarıklık, sulanma ve pullanma şeklinde kendini
gösteren bir mikrobik enfeksiyondur. Özellikle yaz aylarında artar.
Belirtileri
Mantar
hastalığı el ve ayakta kaşıntı, kızarıklık, sulantı, sertleşme,
kalınlaşma ve bazen kepeklenme şeklinde kendini gösterir.
Mantar türleri
Tırnak
mantarları (onikomikoziz), genellikle tırnaklarda, kalınlaşma, renk
değişimi, sertleşme ve kırılmalar şeklinde olur ve tırnağın şekli
bozulur. Eğer zamanında tedavi edilmezse tırnak yatağını da bozup
kalıcı şekil bozukluğuda yapabilir.
Kasık mantarı (t.
inguinalis), ise genellikle uyluk ön, üst ve iç yüzeyinde görülüp
kaşıntı, kızarıklık ve su toplama gibi belirtileri vardır.
Genital
bölge mantarları, beyazımsı kremimsi akıntı, kaşıntı ve kızarıklık ile
kendini gösterir. Islaklık, maserasyon, gebelik, şeker hastalığı ve
antibiyotik kullanımı hastalığın sebebi olabilir veya mevcut hastalığı
arttırabilir.
Baş saçlı deride ise, özellikle puberte öncesi
çocuklarda görülür. Genellikle kırık saçlar içeren kepekli alanlar, kıl
diplerinde mantar birikimi, iltihaplanma biçiminde görülür. Zamanında
tedavi edilmezse kellik ile sonuçlanabilir.
Vücut mantarları
(tinea verzikolor), genellikle göğüs, sırt, boyun ve kolları kapsar.
Yüzeyi ince kepekle kaplı, açık kahve rengi ve bazen beyaz yama
tarzında lezyonlar görülür kolaylaştırıcı nedenler arasında yağlı deri
aşırı terleme ve ıslak kalma sayılabilir.
Mantar enfeksiyonu, bahsettiğimiz şekillerin haricinde bir de bebeklerde dil üzerinde beyaz veya kırmızı plak şeklinde görülür.
Kimlerde görülür
Mantar hastalığı;
Aşırı terleyen insanlarda, ayakların duş, yüzme ve abdest sonrası nemli kalması
Aşırı el yıkama, çamaşır ve bulaşık gibi nedenlerle ellerin sürekli ıslak kalması
Ortak terlik, ayakkabı ve çorap kullanımı
AIDS başta olmak üzere bazı enfeksiyon hastalıklarında
Topikal ve sistemik bazı ilaçların uzun süre kullanımında
Ergenlik öncesi çocuklarda sıklıkla saçlı deride
Gebelikte, diabetlilerde ve kanser hastalarının ileri döneminde, vücut direnci kırılmış hastalarda görülür.
Tedavisi
Direk
mantar bölgesi üzerine sürülen kremler, losyonlar, spreyler veya
ağızdan alınan mantar ilaçları ile tedavi edilir. Tırnaklarda ise
tırnak yatağı tamamen bozulmuşsa, tırnak çekimi yapılır.
Tedavi geciktiğinde hastanın karşılaşacağı sorunlar
Mantar
üzerine başka enfeksiyonlar eklenebilir. Lenf bezlerine yayılarak
lenfanjit denen lenf bezi iltihabı yapar. Selüloit ve erizipel gibi
cilt ve cilt altı yumuşak doku enfeksiyonuna sebep olur. İlerlediği
takdirde fil ayağı denen hastalığı görülebilir
*
Nörofibromatozis Nörofibromatozis (Sinir Tümörü);
Derinin
irsi bir tümöral hastalığı. Diğer ismi Von Reckling hausendir. Deride
iki çeşit değişiklik görülür. Birincisi; lekelerdir. Bunlar, sütlükahve
renkli küçüklü büyüklü değişik şekillerdeki renk değişiklikleridir.
İkincisi; darı büyüklüğünden yumurta büyüklüğüne kadar değişen çeşitli
büyüklükteki tümörlerdir. Çok defa bütün vücuda serpilmiş olarak
bulunurlar. Bunlardan bazıları sinir kökenli olabilir. Belirtiler el
içi ve ayak tabanı hariç derinin her tarafında yerleşebilirler.
Hastaların
şikayetleri genellikle ya hiç olmaz, veya ileride iyice büyüyen
tümörlerin bulunduğu bölgelere göre çeşitli şikayetleri olur. Göz
sinirinde, beyinde, akciğerlerde çeşitli bozukluklara sebebiyet
verebilir.
Bazan her iki çeşit belirti mevcut olmaz, bir de çok
az belirti olabilir. Bu vak'alar takip edilmeli ve araştırılmalıdır.
Vücutlarında ikiden fazla ikişer santimetrekareden büyük kahverengi
leke varsa, çeşitli tetkikler yapılmalıdır. Çünkü, bu hastalık çeşitli
konjenital (doğumdan beri mevcut) bozukluklarla beraber bulunabilir.
Tedavisi için belli bir metod yoktur; sinire tazyik yapan tümörler cerrahi olarak çıkartılmalıdır.
Bu hastalığı yaşıyan diğer hastalarla buluşun, deneyimlerinizi paylaşın: www.yalnizdegilim.com Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Denetleme : Uzm. Dr. Sertaç Sever Dermatolog
*
Pişik Pişik
Özellikle vücudun eklem yerlerinde, deri kıvrımları arasındaki
sürtünmeden veya cildin herhangi tahriş edici bir maddeyle temasından
meydana gelen kızarıklık. En fazla tenasül organları çevresinde, koltuk
altlarında, meme altlarında, ayak parmakları arasında ve altında
görülür.
Konuşma dilinde pişik kelimesiyle daha ziyade
bebeklerde ciltte görülen ve önem verilmeyen kızartı ve kabarcıklar
ifade edilir. Bu tarif yanlış olup, pişikler büyüklerde de sıklıkla
görülebilir ve ayrıca yalnız büklüm yerlerinde değil, tahrişe maruz
kalmış olan her yerde ortaya çıkabilir. Özellikle yaz aylarında naylon
çorap giyenlerde, ayak parmakları arasında pişik çok görülür.
Bebeklerde
cilt çok hassas olduğu için aşırı sıcak, ter, idrar veya başka bir
şeyle tahriş olabilir. Eğer tedbir alınmazsa meydana gelen pişikler,
zamanla açık yara haline dönüşebilir ve mikrop kapabilir.
Tedavisi
iki yönlü olmalıdır: Birincisi pişiğin meydana gelmesini önlemek,
ikincisi de pişiğin iyileşmesi ve enfeksiyona mani olunmasıdır. Pişiğin
meydana gelmesini önlemek için, gerek bebeklerde, gerekse büyüklerde
sentetik çamaşır kullanılmasını önlemelidir. Vücudun kıvrım yerleri
nemli tutulmamalıdır. Bebeklerin altı sık sık temizlenmeli, bir süre
oda havasında açık bırakılmalıdır. Bebeklerin kıvrım yerlerine ve
tenasül organları çevresine talk pudrası serpilmelidir. Pişiği
iyileştirmek için yukarıdaki tedbirlere ilaveten pomadlar
kullanılabilir. Enfeksiyon meydana gelmişse, doktor tavsiyesi üzerine
antibiyotik kullanılabilir. Basit pişiklerde zeytinyağı da sürülebilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Roseola İnfantum Herpesvirus
tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin
arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize
bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile
bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı
geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın
ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.
Klinik
: Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale
dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya
çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2
gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar.
Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk
ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel
belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada
eritematöz papüller - % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30),
servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31)
bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve
konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15)
gündür.
Komplikasyonlar : Hastalığın en önemli komplikasyonu
ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit,
fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon
herpesvirus tip 6’nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.
Tanı
: Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus
periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip
6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus
tip 6 Ig G’nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna
bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.
Ayırıcı tanı : Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.
Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.
Korunma : İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır
*
Saç dökülmeleri Hayatımızın
büyük bir kısmını bizimle geçiren saçlarımız... Yaşadıkça rengini,
formunu hatta bazen tamamını yitiririz. Başımızda bulunan ortalama 100
bin saç teli her ay 1 cm. uzuyor. Her gün ortalama 100 saçımız
dökülüyor. Ve diğer öğrenmek istedikleriniz.
Saçlarınız
tarakta, yastıkta, lavaboda birikip, günden güne seyrekleşmeye başladı.
Siz bunu farkettikçe strese giriyor, strese girdikçe saçlarınızı daha
da fazla kaybediyorsunuz. Peki saçlarınızın dökülmesini engelleyebilmek
için onları daha yakından tanımaya ne dersiniz...
Kıllar;
gerilmeye, eğilip bükülmeye oldukça dayanıklı, keratinize
iplikçiklerdir. İnsan vücudundaki kıllar fizyolojik görevleri yanında
kozmetik olarak da önem taşırlar. Kıllar daimi olarak kalıcı
değildirler. Hayatları devamlı olarak birbirini takip eden belli başlı
iki safha ile periyodik olarak değişir. Bu safhalardan birisi büyüme
safhasıdır. İkinci safha kılın dinlenme safhasıdır. Bu safhada
popilladaki aktivite durur, dolayısıyla kılda son uzunluğunu alır. Bu
safhadan sonra yeniden büyüme safhası başlar ve eski kıl yeni oluşan
kıl tarafından itelenerek dışarı atılır.
Saç hastalıkları çeşitlidir
Hastalar
genellikle saçlı deride kaşıntı, kepeklenme, yara, saç dökülmesi ve
seyrekleşmeden şikayet ederler. En çok kaşıntıya sebep olan
hastalıklar; saçlarda bitlenme, saç ekzemaları ve diabetes mellitus
yani şeker hastalığıdır. Kepeklenmeye sebep olan hastalıklar ise; saç
ekzaması, sedef hastalıkları, sinirsel ekzama ve mantar hastalığıdır.
Saç dökülmesinin ardında yatan gerçekler
Saç
dökülmesi ve seyrekleşmesi yaygın ve bölgesel olarak karşımıza çıkar.
Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında özellikle;
ateşli hastalıklar, demir-protein-çinko eksikliği, tiroid hastalıkları
(tiroid bezinin az veya çok çalışması durumlarında), gebelik, şeker
hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, zayıflama için
aşırı diyet yapma, kanser hastalıklarının seyrinde bazı ilaçlar ve
kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistem hastalıkları ve stres
yer alır. Bunların dışında bir de kadınlarda görülen, erkeklerdeki
olağan kelliğe benzer (androgenetik alopesi) mevcuttur. Bu duruma en
çok over kistleri, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler sebep
olabilirler. Bu nedenlerden dolayı androgenetik tip alopesi çok iyi
araştırılmalı ve tetkikleri yapılmalıdır.
Yaygın saç
seyrekleşmesi ve dökülmesinin yanı sıra bazen bölgesel saç dökülmesi de
olabilir. En sık rastlanan bölgesel saç dökülmesine örnek olarak mantar
hastalıkları, saç kıran, bazı kozmetiklerin fazla kullanılması ve
sürekli bir bölgeden saç koparılması sayılabilir.
Saç kıran, mantar hastalığı ve dönüşümü olmayan dökülmeler
Saç
kıran, birkaç mm ile 1-2 cm. çapında yuvarlak bir alanda ani saç
dökülmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu tür saç dökülmesi bir bölgede
olabildiği gibi birkaç değişik yerde, örneğin sakal, saç, kaş ve
kirpiklerde de olabilir. Saçkıranların asıl sebebi strestir. Fakat bazı
otoimmun ve cilt hastalarında da görülebilir. Mantar hastalığı ise
özellikle buluğ çağından evvelki çocuklarda ortaya çıkar. Burada kırık
saçlar içeren kepekli alanlar, kıl diplerinde kepek ve mantar birikimi
üzerine iltihap bulunan ve kılların kolay çekildiği inflamatuar nodüler
biçimde karşımıza çıkar. Bu hastaların dışında, bir de saçlı deride
kıl, folliküllerinde tahribat yaparak dönüşümü olmayan saç dökülmesi
oluştururlar. Bunlar en çok doğumsal olurlar fakat enfeksiyon,
fiziksel, tümöral ve diğer nedenlere de bağlı olabilirler.
Saçlarınızın döküldüğünü fark ettiğinizde
Saç
dökülmesi şikayeti ile gelen hastaların öncelikle saçlarının ne kadar
döküldüğü öğrenilmelidir. Çünkü günde 25-100 saç telinin dökülmesi
normaldir. Her saçın yaşı farklıdır. Ve her saç farklı zamanlarda
dökülecek demektir. Gelişim döneminde saç en fazla 2 ile 6 yıl arasında
kalır. 4-5 yıl sonra bu dökülecek yerine yenisi gelecektir. Bunun
dışında kişinin her gün 150-200 saç teli döküyorsa problemi var
demektir. Hastanın rejim yapıp yapmadığı, aşırı stresli olup olmadığı,
yaşadığı ortamın fiziksel şartları öğrenilmelidir. Çünkü bu faktörler
kişinin saç sağlığı ile doğrudan ilgilidir. Eğer bunlardan sonuç
alınamazsa kişinin hastalık problemi olup olmadığı öğrenilmeye
çalışılmalıdır. Vücutta enfeksiyon var mı, troid bezlerinde sorun mu
var, kanser tedavisi mi gördü? Kan tahlilleri yapılmalı ve böylece
bütün hormonların dengesi öğrenilmelidir. Ve testler sonucunda saç
dökülmesinin nedeni iyice öğrenilip ona göre bir tedavi uygulanmalıdır.
Tedavi şekilleri
Saçlı deride kepeklenme, kaşıntı ve
dökülmesi olan hastalar iyi sorgulanmalıdır, hastalığın durumuna göre
çeşitli tetkikler yapılmalı, patolif durum ortadan kaldırılmalıdır.
Bunun dışında tedavide genelde lokal iritonlar, lokal korti
kosteroidler, intralezyonel ve diğer tedavi yöntemleri ile iyi sonuçlar
elde etmek mümkündür. Tedavinin geç kaldığı taktirde dönüşümü olmayan
kellikler ve skarlar oluşabilir
*
Saç Dökülmesi Tüm
toplumlarda saç ve saç şekillerinin sosyal ve kültürel bir önemi
vardır. Saç dökülmesi ile karşılaşan bir insan kendisini fiziksel ve
ruhsal olarak zayıf görmeye başlayarak bu durumdan kurtulabilmek için
değişik yöntemlere başvurabilir. Ancak saç dökülmesine neden olan sebep
bulunmadan doğru bir tedavi şekli uygulanamaz. Bu nedenle , aşırı saç
dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme
şikayetleri başlayan insanların Deri Hastalıkları Uzman hekimlerine
başvurmaları gerekmektedir.
Nomal Saç Büyümesi:
Sağlıklı
bir insansanda saçların yaklaşık %90'ı sürekli uzama halindedir. Bu
büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir.Geriye kalan %10'luk kısım ise
2-3 ay kadar süren dinlenme evresinde bekler.Bu dinlenme evresi
sonucunda saçlar dökülür. Dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyümeye
başlar ve döngü bu şekilde devam eder. Saç telleri ayda ortalama 1-1.5
cm kadar uzar. İnsanlar yaşlandıkça saç uzama hızları yavaşlar. Doğal
sarışınlar(140.000), esmer(105.000) ve kızıllardan(90.000) daha çok saç
teline sahiptirler. Saç dökülmelerinin çoğunun sebebi normal saç büyüme
döngüsünden kaynaklanır. Günde 50-100 adet saç telinin dökülmesi normal
sınırlar içerisinde kabul edilir.Eğer aşırı miktarda saç kaybı,saçlarda
gözle görülen incelme oluşursa en kısa zamanda doktora baş vurulmalıdır.
Saç dökülmesinin başlıca nedenleri:
Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı: Saça
uygulanan her türlü boya, renk açma, saçı düzleştirme veya perma gibi
yöntemler uygun koşullarda yapılmazsa saça zarar verebilir.Bu
yöntemlerin sık sık veya aynı anda uygulanması da saçı zayıflatıp
kırılmasına neden olabilir. Saçı çeken saç şekillerinin de (atkuyruğu,
örgü, saçı sıkı lastiklerle toplama gibi) sıklıkla uygulanmaması
gerekir çünkü saç diplerine etki eden sabit çekme kuvveti saç kaybına
neden olabilir. Saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamak da saçı
kırabilir.Saçı sampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saç
taranmasını kolaylaştırır. Saç ıslakken daha kırılgandır bu nedenle
havlu ile saçı ovalayarak kurutmaya çalışmak, taramak ve fırçalamaktan
kaçınılmalıdır.Geniş ağızlı ve düz uçlu taraklar tercih edilmelidir.
Ailesel saç kaybı :
Saç dökülmelerinin en sık sebebi kalıtsal özelliktir. Bu kalıtıma sahip
olan kadınlarda da saçlarda azalma görülür ancak kellik oluşmaz. Bu
duruma ' Erkek Tipi Kellik' denir, 10-20-30'lu yaşlarda başlayabilir.
Son zamanlarda yeni tıbbi tedavi seçenekleri sunulmasına rağmen kalıcı
bir düzelme sağlamak saç transplantasyonu dışında henüz mümkün
değildir. Hasta için uygun olacak yöntem doktor tarafından seçilmelidir.
Alopesi areata:
Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha
geniş yuvarlak yama tarzı alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut
kıllarında kayıp oluşabilir. Çocuk ve erişkin her yaşta gözlenebilir.
Saç dökülmesini yapan neden bilinmemektedir.Bir çok hastada saçlar
kendiliğinden büyür. Şiddetli ve uzun süren durumlarda sürme veya
ağızdan tedaviler uygulanabilir.
Doğum sonrası: Gebe
bayanlarda saçlarının büyük bir kısmı büyüme halindedir. Doğum sonrası
saçlar saç büyüme döngüsünün dinlenme fazına geçerler. 2-3 ay
içerisinde saçların aşırı miktarda döküldüğü fark edilebilir, bu süreç
1-6 ay kadar sürebilir ve çoğunlukla saçlar büyüyerek eski miktarlarına
ulaşırlar.
Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı:
Hastalıklar saçların dinlenme evresine girmesine neden olabilir. Yüksek
ateş ve ağır bir hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı
gelişebilir.Zaman içerisinde saçlar tekrar eski halini alır.
Tiroid hastalıkları: Fazla
ve az çalışan tiroid bezi saç kaybına neden olabilir.Tiroid
hastalıkları laboratuar testleri ile araştırılabilir. Tiroid
hastalığının tedavisi ile saç kayıpları da düzelir.
Eksik protein içerikli beslenme:
Proteinden fakir diyetler yapan veya anormal beslenme alışkanlığına
sahip kimselerde protein eksikliği oluşur ve vücut proteini muhafaza
etmek için saçları dinlenme evresine sokar.2-3 ay sonra yoğun bir saç
kaybı oluşur. Saç kökleri zayıflar. Bu durum diet ile yeterli miktarda
protein alınımı ile düzelebilir.
İlaçlar:
Bazı ilaçlar geçiçi bir süre saç dökülmesine neden olabilir.
Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete
edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini saç dökülmesi yapabilir.
Kanser tedavileri:
Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir.
Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum terapiden 1-3
hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90 'ını kaybeder ,
terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline
döner.
Doğum kontrol hapları:
Doğum kontrol hapı kullanan bir bayanda saç dökülmesi sıklıkla kalıtsal
bir yatkınlıkla oluşabilir. Saç dökülmesi gelişirse haplar Kadın-doğum
doktorları tarafından değiştirilmelidir. Hap kullanımını kesen bir
bayanda 2-3 ay sonra saç dökülmesi başlayabilir ve 6 ay kadar
sürebilir. Bu durum doğum sonrası gözlenen saç dökülmesi mekanizması
ile benzerdir.
Düşük serum demir düzeyi:
Demir eksikliği saç dökülmesine neden olur.Bazı insanlar demiri
besinsel olarak eksik alırken bazılarında ise demirin bağırsaklardan
emilimi yetersizdir. Bayanlarda adet kanamaları nedeni ile demir
eksikliği daha sık görülür. Demir eksikliği laboratuar testleri ile
araştırılıp , demir hapları ile tedavi edilmelidir.
Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar: Büyük
cerrahi operasyon geçiren hastalar 1-3 ay içinde aşırı bir saç
dökülmesi fark edebilirler. Bu durum birkaç ay içinde geçer. Ağır
kronik hastalığı olan hastalığı olan kişilerde saç kaybı ömür boyu
devam eder.
Mantar hastalıkları:
Küçük yamalar halinde kabuklanmalar ile başlayıp yayılabilir, saçlarda
kırılma saçlı deride kızarıklık şişlik ve hatta sızıntıya neden
olabilir. Bu bulaşıcı hastalık çocuklarda daha sık görülür ve ilaç ile
tedavi edilmelidir.
Trikotilomani(Saç koparma hastalığı):
Çocuklar ve bazen erişkinler saç, kaş veya kirpiklerini koparıncaya
kadar çekebilirler ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle
durumlarda psikoloji danışmanlarına başvurulması uygundur.
Denetleme : Uzm. Dr. Sertaç Sever Dermatolog
*
Sedef (hastalık) Sedef
deri hastalıklarının en önemlilerinden olup kronik,tekrarlayıcı ve sık
rastlanılan bir rahatsızlıktır.Deri örtüsünün olduğu tüm bölgeleri
tutabilir.Saçlı deride, tırnakta, elde, ayakta,gövdede, dizde,dirsekte
kısaca tepeden tırnağa bütün vücudu etkileyebilir.Ancak şiddeti kişiden
kişiye değişir.Kimi hastalarda sadece bir nokta veya plaklar halinde
gözlenebilirken,kimi hastalarda vücudun muhtelif alanlarına yayılarak
çok geniş deri bölgelerini etkileyebilir.Şu bilinmelidir ki sedef bir
cilt rahatsızlığı olup, diğer organların bozuklukları ile bir ilişkisi
yoktur.
Birçok kronik hastalıkta olduğu gibi belirli
aralıklarla tekrarlama özelliği vardır.Bu nükslerin sıklığı, yaygınlığı
bireysel olarak değişebilmekte bazen uzun yıllar boyunca hiçbir atak
yaşanmamasıda mümkündür.
Bu son derece sık hastalığın görülme
ihtimali %1-3 arasında değişmektedir.En fazla görülen bölgelerdiz,
dirsek,bel, saçlı deri, genital bölgedir.Tipik görüntüsünde kırmızı
,net sınırlı zemin üzerinde beyaz ince kabuklanmalar şeklindedir ancak
sedefin kabuk olmadan sadece kırmızı alanlar veya bu alanların üzerine
eklenmiş iltihaplı toplu iğne başı büyüklüğünde püstüllerle seyreden
formlarıda olabilir.
Genetik bir hastalık olan sedef özellikle
20-40 yaş gurubunda sıkça görülür.Ailesel özelliği olan bu hastalığın
ebeveynlerde olması çocuklarında görülme ihtimalini artırır.
Belirli
faktörler hastalığın hızlanmasına yahut ilk atağın başlamasına neden
olmaktadır.Bunların başında fiziksel ve psikolojik stresler,aşırı güneş
ışığı, alınan birtakım ilaçlar(ağrı kesiciler, hormon ilaçları,
kortizon,tansiyon ilaçları) yeralmaktadır.Hastaların rahat bir hayat
sürmesi, aşırı yorgunluktan kaçınılması, mümkün olduğu kadar az ilaç
tüketmesi sedefin stabil kalmasına yardımcı olur.Sedefin tipik
belirtilerinden birtaneside kaşınan yada yaralanan bölgelerde yeni
sedef plaklarının gelişmeye meyil göstermesidir.Bu olaya "Köebner
fenomeni" denmektedir.
Klinik görüntüye bakılarak teşhis
konulan sedef bazen egzema, allerjik deri hastalıkları ile
karışabilmektedir.Lokal bir sedef formu olan "palmoplanter psoriasis"
(el-ayak sedefi) ise el ve ayakta su toplamaları çatlak ve soyulmalar
şeklinde gözlenebilir.
Kronik olan sedef hastalığı,
sanıldığının aksine başarıyla tedavi edilebilen bir hastalıktır ancak
kronik olduğu için zaman zaman tekrarlayabilir.Bu tekrar ataklarının
süresi ve aralığı kişiden kişiye değişebilir ve yıllarca tedavi
ihtiyacı duyulmayabilirde.
Tedavi seçiminde başlıca üç başlık göze çarpabilir.
1-Lokal tedavi
2-PUVA tedavisi
3-Sistemik(ağızdan veya damardan ilaç) tedavi
Lokal
tedavi:Özellikle birkaç alanda kısıtlı sedefi olan hastalar için
yeterli bir yöntemdir.Kabuk sökücü kremler, yumuşatıcılar, kortizonlu
kremler, Dvitamainli kremler kullanılabilir.
PUVA tedavisi:Çok
az merkezde gerçekleştirilebilen bu tedavi ideal bir
yöntemdir.Vücudunun geniş kısmına yayılmış, ufak noktalar halinde
dağınık bölgelerde olan sedef plaklarında ve lokal tedaviye dirençli
hasta gurubunda başarıyla uygulamaktayız.Güneş ışınındaki ultraviyole A
ve B'nin etki gücünden faydalanılan bu tedavide özel
kabinlerdegündebirkaç dakikalıkışın tedavisi yapılmaktadır.Haftada 3-4
seans ile başlayan uygulama etki alındıktan sonra daha seyrek
aralıklara indirilerek sonlandırılıyor ve uzun süren iyilik dönemleri
yaşanabilmektedir.Uygulamanın hastaya ciddi bir zarar vermemesi , kolay
uygulanabilmesi, zaman alıcı bir tedavi olmamasıda diğer avantajları
oluşturmaktadır.
Sistemik tedavi:Çok şiddetli vücudun
%50-70'inden fazlasında yayılmış sedeflerde ve PUVA tedavisi
şeçeneğinin uygulanamadığıhastalarda yapılmaktadır.Mümkün olduğunca
kaçındığımız bir yöntem olup siklosporin, methotraksat,acitretin gibi
zararlı yan etkileride olabilecek ilaçlar ancak ritmik dıktor
takipleriyle hastaya verilebilir.
*
Sedef hastalığı aha
çok, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklardameydana
gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini gösterir. Lekeler,gümüş
renginde ve pul pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yoktur.
Sedef hastalığı,
hızlı büyüyen pürüzlü, kuru, ölü cilt hücrelerinin kalın bir pullanma
meydana getirdiği yaygın bir cilt hastalığıdır. İnflamasyon, eğer
ciltte görünüşü bozan lekeler, rahatsızlık ve hatta ağrıya neden
oluyorsa can sıkıcı olabilir.
Normalde cilt hücrelerinin
oluştukları ilk yer olan cildinizin en alt tabakasından, öldükleri ve
pul pul döküldükleri en üst tabakasına doğru çıkması yaklaşık bir ay
sürer. Sedef hastalığında cilt hücrelerinin yaşam döngüsü, cildinizin
en üst katmanında çok sayıda ölü hücreler yaratacak şekilde hızlanır.
Sedef
hastalığı ısrarcı, periyodik olarak nüksetme eğilimi gösteren ve sonra
iyileşen, ama genelde yıllarca aktif kalan,kronik bir hastalıktır.
Tahminen 5,5 milyon Amerikalıyı etkilemektedir. Sedef hastalığı her
yaşta ortaya çıkabilir, ama başlangıcı genelde yavaştır ve teşhis
yaygın olarak 15 ila 35 yaş arasında konulur
*
Selülit Selülit,
cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir bakteri
enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir alan
görülür ve hızla yayılabilir.
Bacakların alt kısmında veya
yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit
cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece
yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da
etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle kan akışınıza karışabilir.
Yayılan
bakteri enfeksiyonu, tedavi edilmeden bırakıldığı zaman, ölüm tehdidi
bulunan bir rahatsızlığa dönüşebilir. Bu nedenle, selülitin
belirtilerini ve semptomlarını tanımak ve bunlar oluştuğunda anında
tıbbi yardıma başvurmak önem taşır
*
Sigara ve derimiz Sigaranın
bu etkisi, özellikle bayanlarda daha sık görülür ve deri yaşlanması
belirtilerinden en önemlisi olduğu için, sigara bıraktırma konusunda
sigaranın ölümcül sonuçlarına göre daha etkili olmaktadır. Sigara
tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu
saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile
etkili olduğu bildirilmiştir.
Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve
kırışık deri �sigara tiryakisi derisi� olarak tanımlanmaktadır. Sigara
içenlerin %79�unda bu görünüm mevcuttur. �Sigara tiryakisi yüzü�nün
özellikleri şunlardır:
1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar, 2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi, 3- Deride incelme, hafif gri görünüm, 4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.
�Sigara
tiryakisi yüzü� 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır.
Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir
Kırışıklık
oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır.
Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.
Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen
damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada
artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu
kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini
açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:
1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.
2-
Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role
sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak
çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi
veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.
3-
Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde �sigara tiryakisi yüzü�
görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.
4-
Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik
tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve
parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin
azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden
olmaktadır.
5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.
6-
Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi
anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki
fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir.
Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana
gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.
7-
Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı
düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak,
kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.
Sigara içen beyaz
veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi
ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve
tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya
�nikotin belirtisi� denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur.
Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar
oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını
bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara
içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği
gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur
ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.
Dr. Zekayi KUTLUBAY Dermatoloji Uzmanı
*
Siğil Siğil
bir çeşit virüsün sebep olduğu bulaşıcı deri hastalığı. Virüsün
hastalık hâlini husûle getirebilmesi için şahsın veya hastalığın
yerleşme yerinin predispoze olması (meyletmesi) lâzımdır. Siğiller iki
çeşittir:
a) Verruca vulgaris: Çok defâ deri renginde, bâzan
sarı veya sarı esmerimtrak, üstü girintili çıkıntılı, karnıbahar
manzarasında, sert, pürtüklü, derinin kornium tabakasının aşırı
kalınlaşmasından hasıl olan küçük urlardır. Bâzan birkaç adedi
birleşerek plâklar meydana getirirler. Kişide belli bir şikâyet husûle
getirmezler. Bununla beraber tırnak kenarlarında, el parmaklarının
oynakları üstünde olanlarla tabanda yerleşenler ağrılı olur. Adetleri
çok defâ birkaç tânedir. Bunların içinde birisi büyük olup, buna “ana
siğil” denir.
Siğiller çok defâ el sırtında, ön kolda, bacak
ve yüz gibi açık bölgelerde yerleşirler. Ayak tabanında yerleştiği
zaman epidermisin kalın olmasından dolayı dışarıya doğru büyümeyerek
derinlere doğru ilerler. İlk bakışta nasırı andırır. İkinci tarak
kemik, ikinci ayak parmağı arası mafsalında ve topuk kısmında yerleşir.
Derinin epidermisinde yerleştiği için iyileşince skatris (iz) bırakmaz.
b) Verruca plano juvenilis: Gençlerde ve çocuklarda görülür.
Deri renginde veya hafif sarı kahve renginde, düz, yaygın urlardır.
Toplu iğne başından mercimek büyüklüğüne kadar çeşitli irilikte
olurlar. Gruplaşmaya meylederler. Traş ve kaşınma ile hastalık derinin
diğer kısımlarına yayılır. En çok yüzde ve elde yerleşir.
Tipik
siğilleri teşhis etmek kolaydır. Tabandakiler nasırlarla karışır.
Siğillerin üzerindeki kalınlaşmış cornium tabakası (hiperkeratoz)
kaldırılırsa nokta şeklinde kanamalar görülür.
Tedâvi: Çok
defâ müdâhalesiz iyileşir. Duâ okunarak iyileşenler pekçoktur.
Elektrokoter ile tahrip edilebilir (yakmak). Yâhut “Pate oxyde de zinc”
ilâç, siğilin etrafına sürülür, böylece sağlam deri kısımları korunur.
Siğilin üzerine de % 30’luk triklor asetik asit solüsyonundan sürülür.
*
Sivilce Toplumda
sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan
sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır.Özellikle
ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin
faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ
birikimleri, şişlikler,iltihaplanmalar, deri altı kistleri
olabilmektedir.
Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek
akne gençleri etkileyebilir. Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her
dönemde ve her insanda bu sorun gelişebilir.Kadınların %70'i,
erkeklerin ise %80'inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce
oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış
bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve
hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.
Cılt altındaki
yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım
bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü
cilt üzerinde belirir.
Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:
1-Genetik:Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.
2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.
3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.
4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.
5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.
6-Kozmetik
ürünler:Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetilk salonlarındaki
uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.
Akne
klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif
formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde
görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu
ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük
sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.
Akne
sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz
bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.Fiziksel
görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir.
Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile
gözlenebilir.
Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden,
losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın
büsbütün kötüleşmesine , tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu
merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.
Akne
düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın
doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle
hafif formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi
iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise
antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir
dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri
oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu
hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.
Uzm.Dr.Ayşe ÖZBOYA NACAK
*
Sivilceler hakkında yanlış bilinenler "Bazı besinler bende sivilce yapıyor."
Yanlış.
Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir
besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar,
ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden
yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek
öyle değildir.
Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden
kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce
tedavisiyle kurtulabilirsiniz. "Yüzümü iyi yıkarsam sivilcelerimden kolay kurtulurum."
Temizlik
eksikliği sivilceye neden olmaz. Eğer öyle olsaydı yüzünü hergün
düzenli yıkayan kimselerde sivilcelerin geçmesi, fazla yıkamayan
kimselerde de çıkıyor olması gerekirdi. Yüz yıkanarak ancak yüz
temizlenir fakat sivilceler geçmez. Hatta aşırı yüz yıkamak yüz
derisini kurutup hasar bile verebilir ve bu hasar mevcut sivilceleri
artırabilir. "Stres sivilce yapar."
Stres sivilcelere yol
açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek
boşunadır. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan
etki olarak sivilce yaparlar. Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum
salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri
arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen
kimselerde de sivilce çıkmaktadır.
Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür. "Güneşışığı sivilcelere iyi gelir."
Hayır,
sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha az dikkat
çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin gelmesini
engelleyemez, epidermise(cilt üstü tabakası) zarar verebilir ve
ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir. Güneş ışığına maruz kalmak
ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe çıkmadan önce
koruyuculuk katsayısı en az 15 olan koruyucu losyonlar kullanmanızı
tavsiye ederiz. Sivilceleriniz içinse sivilce tedavisi görmelisiniz. "Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum."
Sakın!
Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer
enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar
meydana gelebilir.
Siyah noktaları(komedonları) da sıkmamak gerekir. "Sivilceler yaş ilerledikçe geçer."
Sivilceler
ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek
kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar
kalmaktadır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve
kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.
"Büyüklerde akne olmaz."
20-44
yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan
yüzde 25'inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca
değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol
hapları sivilce yapabilirler. Hamilelikte de sivilceler çıkabilir
*
Su Çiçeği ve Zona zoster Su
çiçeği herpes virus grubundan varicella-zoster virusunun neden olduğu
primer enfeksiyondur. Yaygın, kaşıntılı, makülopapüler, veziküler ve
büllöz döküntülerin aynı anda görüldüğü, ateşin sıklıkla tabloya eşlik
ettiği, ancak sistemik semptom ve bulguların seyrek görüldüğü bir
enfeksiyon hastalığıdır. Zona zoster ise aynı virusun vücutta bir süre
latent kaldıktan sonra ortaya çıkardığı bir post-primer enfeksiyondur.
Klinik :
Su
çiçeği : İnkübasyon süresi 10-21 (ortalama 14-16) gündür. Özellikle
varisella-zoster immün globulini (VZIG) kullanılan vakalarda bu süre 28
güne kadar uzayabilir. Primer enfeksiyonda asemptomatik olma şansı
düşüktür (% 3-5). Birden çok su çiçeği geçirilmesi son derece nadir
görülürse de, serolojik testlerle tesbit edilen asemptomatik rekürren
enfeksiyonlar gelişebilir. Tipik klinik tablo ateşle birlikte
jeneralize, kaşıntılı, veziküler lezyonlardır. Döküntü pleomorfiktir,
yani aynı anda farklı evrelerde (makül, papül, vezikül, bül) döküntüler
bulunur. Veziküller eritemli zemin üzerinde, birbirinden ayrı olarak
görülür.
Zona zoster : Varisella-zoster virusu primer
enfeksiyondan sonra sinir sisteminde latent olarak kalır. Aylar veya
yıllar sonra, immünitenin baskılandığı bir anda bir veya birkaç sinir
trasesi boyunca ilerleyerek, o sinirlerin dermatomunda ağrılı vezikül
kümeleri oluşturur. Genellikle organ tutulumu yoktur, ancak ağır immün
yetmezlikli vakalarda dissemine deri ve organ tutulumu gözlenebilir.
Komplikasyonlar
: Sekonder bakteriyel deri enfeksiyonları, meningoeensefalit, hepatit,
pnömoni, artrit, trombositopeni ve dissemine intravasküler koagülasyon
gibi komplikasyonlar düşük oranda görülürse de, hastalığın insidansının
çok yüksek olması nedeniyle yılda görülen su çiçeği komplikasyonlu vaka
sayısı kızamıktan daha az, ancak kabakulak komplikasyonlu vaka sayısına
yakındır. Su çiçeği özellikle salisilat alan hastalarda nadir görülen
fatal bir hastalık olan Reye sendromuna da sıklıkla yol açarsa da, esas
önemi başta kemoterapi alan kanserli ve HIV enfeksiyonlu hastalar olmak
üzere, immün yetmezlikli kişilerde çok komplikasyonlu seyretmesi ve
ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almasıdır. Bu vakalarda
klinik tablo da farklı olabilir, döküntünün karakteristik özelliği olan
pleomorfizm gözlenmeyebilir. Yetişkinlerde de, pnömoni başta olmak
üzere (özellikle sigara içenlerde) komplikasyonlar çocuklara göre daha
sık görülür.
İlk trimesterde geçirilen maternal su çiçeği
bebekte ekstremite atrofileri ve deride skatrisyel lezyonlarla
karakterize, nadiren de santral sinir sistemi ve göz bulgularının eşlik
ettiği “konjenital varisella sendromu”na yol açabilir. Bu çocuklarda
primer su çiçeği görülmeden, infant döneminde zona ortaya çıkabilir.
Ayrıca yenidoğan döneminde su çiçeği hafif bir enfeksiyon olarak
seyrederse de, annenin doğumdan önceki 5 gün ve doğumdan sonraki 2 gün
içerisinde geçirdiği su çiçeği, bebeğe maternal antikor geçmesi yada
bebeğin kendi antikorunu yapması için yeterli zaman bulunmadığı için, %
30 gibi yüksek bir mortalite ile seyreder.
Epidemiyoloji ve
bulaşma : Tek konak insandır. Genellikle hastalarla direk temas veya
sekresyonlardan hava yolu ile, nadiren de zona lezyonlarından bulaşır.
Bilinen en bulaşıcı enfeksiyondur. Kapalı odada bir hasta ile bir saat
birlikte bulunan, bağışık olmayan bir kişinin hastalığa yakalanma şansı
% 96’dır. Uzun mesafelere de bulaşabilmesi nedeniyle, “koridor
enfeksiyonu” adı verilir. En fazla kış sonu ve ilkbaharda epidemiler
yapar. Solunum yoluyla bulaşma döküntünün ilk beş gününde görülür,
ancak lezyondan temasla bulaşma en son vezikül kabuklanıncaya kadar
devam eder.
Tanı : Tipik vakalarda tanı klinik olarak konur.
Laboratuvar testi ancak atipik seyreden, özellikle immün yetmezlikli
vakalarda gerekebilir. Virus döküntünün ilk 3-4 günü veziküllerden
izole edilebilir, virus antijeni dokuda immünofloresan boyama ile
gösterilebilir veya serolojik olarak Ig M veya Ig G bakılabilir. Ig M
pozitifse veya konvelasan dönemde Ig G akut dönemdeki Ig G’nin en az 4
katı ise veya negatifken pozitif olmuşsa tanı konulur. Lezyonlarda
intranukleer inklüzyonlar içeren çok çekirdekli dev hücrelerin
görülmesi (Tzank testi) çok güvenilir değildir, çünkü herpes simplex
virus enfeksiyonlarında da pozitiftir.
Ayırıcı tanı : Böcek
ısırıkları, ilaç erüpsiyonları, el-ayak-ağız sendromu, eritema
multiforme, petigo, uyuz, dermatitis herpetiformis ve diğer herpetik
enfeksiyonlar.
Tedavi : Tedavi semptomatiktir. Ateş yüksekse
aspirinin dışındaki (Reye sendromu riski nedeni ile) antipiretikler,
kaşıntı fazla ise antihistaminikler kullanılabilir. Sekonder bakteriyel
enfeksiyonu önlemek için veziküllerin temiz tutulması ve el temasının
önlenmesi gerekir. Acyclovir hastalığın ilk 24 saatinde verilirse
hastalığın şiddetini ve süresini azaltabilir. Oral formu 12 yaşın
üzerindeki hastalar, kronik deri veya solunum yolu hastalığı olanlar,
kronik salisilat tedavisi alanlar gibi hastalığın komplikasyonlu
seyretme şansı yüksek olan kişilerde verilir. Bazı merkezlerde eviçi
temas sonrası gelişen sekonder vakalar daha ağır seyrettiğinden bu
vakalara ve gebeliğin 3. trimesterinde gelişen maternal su çiçeğinde de
oral acyclovir verilmektedir. İ.v. acyclovir esas olarak immün
yetmezlikli hastalardaki su çiçeği enfeksiyonlarında kullanılır. Hafif
immün yetmezlikli hastalarda yüksek doz oral acyclovir de
kullanılmaktadır. Oral acyclovir ağır zona zoster tedavisinde de
kullanılabilir. Yetişkinlerde bu amaçla kullanılan diğer iki ilaç
famciclovir ve valacyclovir’dir, bu ilaçların çocuklarda kullanımının
güvenilirliği henüz tam olarak bilinmemektedir.
Korunma :
Hastalık ömür boyu koruyuculuk sağlar. Hastalar döküntünün ilk 5 günü
ve bütün veziküller kabuklanıncaya kadar hava yolu ve temas
izolasyonunda tutulmalıdır. Hastalarla teması bulunan duyarlı kişilerin
ve doğum sırasında veya doğuma yakın su çiçeği geçiren annelerden doğan
bebeklerin 21 gün (VZIG almışlarsa 28 gün) süreyle izole edilmeleri
gerekir. Konjenital varisella sendromlu bebeklerin izolasyonu gerekmez.
Zona zosterli hastalar immün yetmezlikleri varsa veya
immünitesi normal olduğu halde hastalığı ağır veya dissemine
geçiriyorlarsa, döküntü kabuklanıncaya kadar hava yolu ve temas
izolasyonunda bulundurulurlar. Hafif zona zosterde temas izolasyonu
yeterlidir.
Okul çocukları döküntüleri kapalı ise döküntünün
6. günü okula gidebilirler. El ve yüz gibi açık vücut bölgelerinde
lezyon varsa, çocuğun okula başlaması döküntüler tamamen kabuklanıncaya
kadar geciktirilebilir.
Hastanelerde, yatan hasta
servislerinde su çiçeği geçiren bir hasta tesbit edildiğinde; aynı
servisteki temaslı ve duyarlı hastalar temasın 8-21. günleri arasında
(VZIG almışlarsa 28. güne kadar) tam izolasyonda tutulmalı; temaslı
personel bağışık değilse, aynı sürelerde duyarlı hastaların bakımından
uzak tutulmalı; temin edilebilirse, VZIG endikasyon olan personele
uygulanmalıdır.
VZIG temastan sonraki 96 saat içerisinde, su
çiçeği geçirme öyküsü olmayan immün yetmezlikli hastalara; duyarlı gebe
kadınlara; annesi doğumdan önceki 5 gün veya doğumdan sonraki 2 gün su
çiçeği geçiren yenidoğanlara; anneleri su çiçeği geçirmemiş veya
seronegatif olan 28 haftalık veya büyük hospitalize prematürelere ve
anne hikayesi ne olursa olsun, 28 haftalıktan küçük hospitalize
prematürelere endikedir. Vücut ağırlığının her 10 kg’ı için 1.25 ml
(125 ünite), i.m. verilir. VZIG çok pahalı olduğundan, bazı merkezlerde
immün yetmezliği olmayan temaslılara varisella Ig G bakılıp, negatifse
verilmektedir. Ancak immün yetmezlikli hastalarda serolojik testler
güvenilir değildir. Tekrarlayan temaslarda, endike hastalar için 3
haftada bir VZIG enjeksiyonu önerilmektedir. Aylık IVIG alan hastalar
temas sırasında son IVIG enjeksiyonu 3 hafta içerisinde yapılmışsa, su
çiçeğinden korunurlar.
Kesin olmamakla birlikte, temastan
sonraki ilk 3 gün içerisinde yapılan su çiçeği aşısı hastalığın
gelişmesini önleyebilir, önlemese bile yapılmasında sakınca yoktur.
Acyclovir ile kemoprofilaksinin ise yararı yoktur.
Su çiçeği
aşısı gelişmiş ülkelerde 12 aylıktan itibaren tek doz olarak, rutin,
0.5 ml, s.c. uygulanmaktadır. Onüç yaşından itibaren en az bir ay ara
ile, iki doz verilir. Yüzde 97-100 oranında ve en az 20 yıl süre ile
koruyucudur, revaksinasyon henüz önerilmemektedir. Diğer aşılarla aynı
anda, farklı bölgelerden verilebilir. Ailede immün yetmezlikli hasta
bulunması kontrendikasyon değildir. Yan etkileri çok azdır; enjeksiyon
yerinde ağrı ve kızarıklık (% 20-30) ve hafif veziküler döküntü (% 7-8)
görülebilir. Zona zoster insidansı doğal enfeksiyona göre düşüktür.
İmmün
yetmezlikli hastalarda uygulanması önerilmezse de, ALL’li hastalarda en
az bir yıl süre ile remisyonda olmak, lenfosit düzeyi 700/mL’nin,
trombosit düzeyi 100.000/mL’nin üzerinde olmak kaydıyla
yapılabileceğine dair çalışmalar vardır, ancak kemoterapiye en az 3 ay
ara verilmesi ve aşıdan sonra 1 ay beklenilmesi gerekir. Steroid
tedavisi 2 mg/kg veya yüksek uygulanıyorsa aşıdan önce en az 1 ay, daha
düşük dozda uygulanıyorsa en az 2 hafta ara verilmesi, aşıdan sonra
tedaviye de bu süreler kadar geç başlanılması uygun olur. Gebelere,
jelatin ve neomisine karşı anafilaksi hikayesi olanlara yapılmamalıdır.
Aşı yapılanların 6 hafta süre ile salisilat kullanmamaları
önerilmektedir
*
Suçiçeği Karamuk,
varicella da denilen, oldukça bulaşıcı, selim seyirli, daha ziyâde
çocuklarda görülen, deri ve mukozalarda sathî, içi saydam sıvıyla dolu
baloncukların husûlüyle karakterize bir hastalık. Hastalığın sebebi,
varicella zoster denen bir DNA’lı virüstür. Bu virüsün bir tipi vardır,
doku kültürlerinde ürer. Virüs organizmaya solunum yolundan girer.
Burada ve organlarda çoğalır, kan dolaşımına karışır. Deriye ve bâzan
akciğere yerleşir.
Hastalığın kuluçka dönemi 12-16 gündür.
37,5-39° ateşle başlar. 24 saat içinde pembe renkli döküntüler meydana
gelir. Bu döküntüler en fazla gövdede bulunur. Kırmızı kabarıklık
şeklinde başlar. Daha sonra birkaç saat içinde, içi berrak sıvı dolu
baloncuk hâline geçer. Baloncuk içindeki sıvı 24-48 saatte
bulanıklaşır. Üçüncü gün baloncuk ortasında göbekli bir kısım
belirebilir. Sonra kurur ve kabuklanır. Koyu kahverengi pullar hâlinde
dökülür ve iz bırakmaz. Târif edilen döküntü gelişim dönemlerinin her
biri aynı anda görülebilir. Bu, su çiçeğinin çiçek hastalığından
ayrılması için özel bir belirtidir.
Genel olarak döküntüler
gün aralıklarıyla 3-4 alevlenmeyle çıkarlar. Daha sonra ateş düşer.
Hastalık nâdiren yılancık ve orta kulak iltihabına dönüşebilir. Ölüm
oranı % 1’den azdır. Su çiçeği virüsüyle yetişkinlerde zatürre ortaya
çıkabilir.
Su çiçeği geçirende devamlı bir bağışıklık durumu
ortaya çıkar ve ikinci defâ yakalanma çok nâdirdir. Teşhisi kolaydır.
Alışkın olmayan bir göz çiçeğiyle karıştırılabilir. En çok 2-6 yaş
olmak üzere çocuklarda salgın yapar. Kışın ve baharda fazla olan
hastalık, ilk dönemlerde bulaşıcı olup, damlacıklarla veya deri
temasıyla bulaşır.
Özel bir tedâvisi yoktur. Üzerine eklenen
bakteri enfeksiyonlarını önlemek için antibiyotikler verilebilir. Hasta
çocuklar tecrit edilir ve ancak kabuklar düştükten sonra okula devam
etmelerine izin verilir.
Suçiçeği Hastalığının Tanımı
Suçiçeği
ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok
çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik
özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır.
Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam
sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu
söylenmektedir.
Başlıca Nedenleri
Bu hastalık
özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde
ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir
bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu
bağışıklık kazanılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra
yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak
gösterebilir.
Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir?
Enfeksiyondan
sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır ve daha sonra çocuk
ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve
bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir.
Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde ve
daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı
oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu
kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam
eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün
içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi
kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak
dökülür ve iyileşme tamamlanır.
Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir?
Hasta
çocuk döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da
kesecikler kuruyuncaya değin bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit
edilmelidir. Ancak kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur.
Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır?
Çoğunlukla çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır.
Yetişkinler Daha Büyük Risk Altında mıdır?
Yetişkinler
ve ergenlik çağındakiler çocuklara kıyasla daha ağır hastalık riski
altındadırlar. Ağrı, ateşin süresi, kırıklık, kaşıntı gibi belirtiler
daha şiddetli olur, döküntü daha geniş alana yayılır ve daha uzun
sürede iyileşir ve hastalığın seyri daha uzun olur. Ayrıca, suçiçeği
olan yetişkinler ve gençler için şiddetli komplikasyon riski daha
yüksektir.
Suçiçeği En İyi Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavi
hem belirtilere yönelik hem de etkene yönelik yapılabilir. Belirtileri
hafifletmek için antipretikler ya da sistemik atihistaminikler
kullanılabilir.
Etkene yönelik tedavide antiviraller kullanılır.
Erken
tedavi ağrı ve şikayetleri azaltır. Bazen kaşıntıyı önlemek için
kalamin losyonu kullanılır. Bağışıklık sorunu olan ya da enfeksiyon ve
komplikasyonları açısından risk altında bulunan çocukların Varicella
zoster enfeksiyonu tedavisinde antiviraller kullanılabilir. Uygulama
döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde ve 2 yaşından
büyük çocuklarda yapılmalıdır.
Antiviraller eğer erken
kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat
içinde), kalıcı izleri azaltır, iyileşme sürecini hızlandırır, lezyon
sayısını azaltır, kaşıntıyı azaltır ve ateşi düşürür; hastalığın süresi
kısalır ve şikayetler azalır.
Kaşıntının şiddetini azaltıp,
süresini kısaltarak, asiklovir aynı zamanda döküntülerin yara haline
gelip kalıcı izler bırakma riskini de en aza indirir
*
Temas Dermatiti Kontak
dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir
reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar
(örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik
reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası
1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra
kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal
alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer
bölgelerinde de olabilir.
Kimlerde Olur?
Genetik
yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı
ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa
süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde
daha sıktır.
alkonder2.gif (41310 bytes)
En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?
Zehirli
duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir.
Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da
sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine
reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin
yapımında kullanılır.
Diğer bazı bitkiler, metaller,
kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık
3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları
sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.
Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?
Nikel,
krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir
çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca
elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de
bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu
olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye
başlanmıştır.
Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da
bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan
kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice
okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva
içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir.
Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar
çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda
nikel vardır).
Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?
Saç
boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak
dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en
sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden
olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve
güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.
Hipoalerjenik ürünleri
kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona
neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.
Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?
Antibiyotikli
kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa
ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu
faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri
bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.
Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.
Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?
Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.
Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.
Antihistaminikler
kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte
olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz
bırakmaz.
Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk
kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır)
uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da
sağlar.
En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki
reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta
ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler
kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.
Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır.
En iyi tedavi sorumlu olan etkenden kaçınmaktır. Uzm.Dr.Cengiz Kırmaz tarafından hazırlanmıştır.
*
Uçuk Deri
ve mukoza membranları üzerinde içleri temiz sıvıyla dolu vezikül
kümelerinin görülmesiyle karakterize bir viral enfeksiyon. Alt ve üst
dudakların birleştiği yerde çıkan ufak yaradır. Kabuk bağlar. Ağız
hareket edince, kabuk çatlayarak çok acı yapar. Dâhilî hastalıktan veya
mikroptan hâsıl olur. Mikroba karşı iki gram gümüş nitrat, yâni
cehennem taşı, yüz gram inbik suyunda eritilir. Bu eriyik renkli şişede
ve karanlık yerde senelerce saklanabilir. Bir pamuğa veya tülbende
birkaç damla damlatıp, bu yaş bez bir dakika kadar uçuk üstüne
dokundurulur. İki üç gece yatarken bir kere yapılır. Uçuk tamâmen
geçer. İlâcı çamaşıra damlatmamalıdır. Siyah leke yapar. Antibiotikli
merhem sürmek de iyi gelmektedir. C ve B12 vitaminleri verilmesi
faydalı olmaktadır.
Enfeksiyon sebebi: Herpes Simplex Hominis
(HVH) isimli bir virüstür. Virüsün iki tipi vardır. Tip I genellikle
dudaklarda ve gözde lezyon yapar; Tip II ise genellikle genital bölgede
enfeksiyon meydana getirir. Enfeksiyon iki türlü meydana gelebilir.
A)
Primer enfeksiyon: Burada hassas konağın virüsle direkt teması söz
konusudur. Genellikle pek belirti vermez ama bâzan yerel deri ve mukoza
lezyonlarıyla birlikte sistemik enfeksiyon meydana gelir. Yeni
doğanlarda ve ağır beslenme bozukluğu olan bebeklerde ekseriya yerel
cilt ve mukoza belirtileri olmaksızın öldürücü sistemik enfeksiyonlar
meydana gelebilir.
B) Tekrarlayan enfeksiyonlar: Bu
tekrarlamalar dış ortamdaki değişiklikler (meselâ; soğuk, ultraviyole
ışınları) veya iç ortamdaki âdet hâli, yüksek ateş veya stresler gibi
özel olmayan uyarıları tâkip eder. Bu tipte sistemik enfeksiyon olmaz,
sâdece yerel lezyonlar vardır.
Deri ve mukoza belirtileri:
Primer enfeksiyonda deri ve mukozalarda 2-3 hafta kalabilen
veziküllerle birlikte sistemik enfeksiyon söz konusudur. Tekrarlayan
enfeksiyonda ise deri ve mukozalarda eritemli bir taban üzerinde ince
duvarlı vezikül kümeleri vardır. Bunlar yırtılır, kabuklanır ve 7-10
günde iyileşirler. Sık sık tekrar etmezse yerlerinde iz kalmaz.
Çocuklarda
genellikle mukoza ile derinin birleşme yerlerinde lezyon görülür. En
sık tutulan bölgeler, dudak kanserinin en sık yerleştiği bölgelerdir.
Travmatik
herpes: Derinin travmatik lezyonları her yerde bulunan herpesvirüsle
kolayca enfekte olabilir. Çoğunlukla lenf yolları boyunca merkeze doğru
yayılma olur ve bölge lenf düğümlerinin büyümesine ve aradaki zarar
görmemiş deride dağınık veziküller hâsıl olmasına yol açar. Lezyonların
iyileşmesi üç hafta sürebilir. Yerel travmanın olduğu yerde
tekrarlamalar olabilir. Güreşçiler ve tıp personelindeki yüzey
çiziklerinde de herpes enfeksiyonları yerleşebilir.
Genital
lezyonlar: Herpesvirüsle genital enfeksiyonlar en sık ergenlik
çağındakilerde ve gençlerde görülür. Genellikle Tip II virüsüne bağlı
olup, cinsî temasla bulaşırlar. % 5 oranda da Tip I virüsüne bağlı
olabilirler. Hastada her iki tip virüse karşı da antikor yoksa ateş,
bölge lenf bezi şişmesi ve ağrılı idrar yapma gibi sistemik belirtiler
olabilir. Yetişkin kadınlarda rahim boynu en sık yerleşme yeridir.
Erkeklerde herpes vezikülleri veya ülserleri genellikle glans peniste,
örten deride veya penisin alt bölümünde görülür.
Göz
belirtileri: Primer veya tekrarlayan bir enfeksiyonun belirtileri
olarak konjunktivit veya keratokonjunktivit meydana gelebilir.
Konjunktiva kanlanmış ve şişmiş görülür, cerahatlı akıntı çok azdır
veya yoktur. Primer enfeksiyonda kulak önü lenf düğümleri büyür ve
duyarlı olur.
Diğer belirtiler: Ağız içi lezyonlar (aft,
stomatit), herpetik ensefalit, ekzama herpeticum vs. gibi lezyonlar da
herpes virüsüyle meydana gelebilir.
Teşhis: Teşhis aşağıdakilerden herhangi birisine dayandırılır.
a. Tipik bir klinik tablo,
b. Virüsün kültürle elde edilmesi,
c. Özel nötralizasyon yapan antikorların oluşması,
d. Kazıntı veya biyopsiyle elde edilen muâyene maddelerinde tipik hücrelerin veya histolojik değişmelerin gözlenmesi.
Tedâvi:
Yeni doğanlardaki uçuk vak’alarında bebeklerin çoğuna bulaşmanın,
enfekte doğum kanalından geçerken olduğuna inanılması, genital uçuk
bulunan, doğumu yaklaşmış kadınlarda sezeryen yapılmalıdır. Antiviral
bir ilâç olan Asiklovir, şiddetli vak’alarda ağızdan veya enfeksiyonla,
hafif vak’alarda ise lokal tedâvilerde başarılı olmaktadır. Uçuk kremi
şeklinde hazırlanan asiklovirli kremlerin kullanılması belirtilerin
çabuk geçmesini sağlamakta ve nüksleri azaltmaktadır.
Ağız
bakımı için ağız yıkanması, temizlik öngörülür. Ceepryn 1= 4000 veya
zefiran 1= 1000 faydalı olabilir. Sıvı lidokain veya benzokain
pastilleri gibi yerel analjezikler ağrıyı azaltıp çocuğun rahat
yemesini sağlar. Dudak lezyonlarında calamine solüsyon veya carbami
peroşid katılmış gliserin gibi kurutucu maddeler, faydalı antibiotikler
yalnız sekonder bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılır.
Yiyecek
ve içeceklerin alımı çocuğun isteklerine uygun olarak kolaylaştırılır.
Diğer besinleri yemeyen çocuk iyice soğutulmuş sıvılar veya yarı katı
besinlerden faydalanır. Tekrarlanmalar çoğu defâ strese bağlıdır;
bunlar tespit edilmeli ve tedâvi edilmelidir.
Uçuk Nedir?
Uçuk genellikle dudak, ağız ve burun delikleri çevresinde çıkan Herpes simplex adı verilen virüsün sebep olduğu hastalıktır.
Uçuk Ciddiye Alınması Gereken Bir Sağlık Sorunu mudur?
Yapılan
araştırmalar, dünya nüfusunun %80'inin yaşamları boyunca en az bir defa
uçuk geçirdiğini göstermektedir. Günümüzde Türkiye'de her yıl 8 milyon
kişinin uçuk nedeniyle sıkıntı ve acı çektiği tahmin edilmektedir.
Uçuğun Belirtileri ve Oluşum Evreleri Nelerdir?
Uçuk çıkacak bölgede 0-24 saat önceden gıdıklanma, karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama hissedilir.
Bunu o bölgenin kızarması, şişmesi ve daha sonra da içi sıvı
dolu kabarcıkların ortaya çıkışı izler. Bu kabarcıklar konuşurken,
gülerken, yiyip içerken acı ve ızdırap verir.
Kabarcıklar patlayarak ülserler oluşur ve bu dönemde uçuk cok ağrılıdır.
Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir.
Kabuklanma başladığında uçuk küçülmeye başlar.
İyileşme döneminde uçuk üstünde oluşan kabuk düşer, yerine kuru ve gergin bir doku oluşur.
Uçuk Bulaşıcı mıdır? Nasıl Bulaşır?
Uçuk,
ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında bulaşıcıdır.
Uçuğu olan bir kişinin kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb.
eşyalarla ve uçuklu kişinin öpmesi sonucu bulaşır. Eğer uçuğa
dokunulursa yüzün diğer bölümlerine, göze ve vücudun diğer bölgelerine
(genital bölge gibi) de bulaştırılabilir.
Dikkat ! Uçuk Bulaşıcıdır.
Uçuk
virüsü (Herpes simplex) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-5
yaş) tanışır. Uçuğu olan aile bireylerinden birinin "Sevgi dolu"
öpücüğü sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla farkedilmeyen
küçük kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkar; ağız içi, diş etleri ve
dudaklar (gingivostomatit) enfekte olur. Ama kimi hassas bünyelerde
ciddi enfeksiyonlar şeklinde de görülebilir. Tıbbi yayınlar arasında
uçuklu bir kişiden bulaşan virüs sonucu yeni doğan ölümlerine ait
vakalar vardır.
Uçuğa dokunulmamalıdır. Dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır.
Uçukluyken kesinlikle gözlere dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bayanlar makyajlarını temizlerken dikkat etmelidir.
Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemelidir, yakın temastan kaçınılmalıdır.
Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir.
Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara
uçuk virüsü bulaştırılır, aynı zamanda uçuk yarasına da diğer mikroplar
bulaştırılmış olur)
Uçuk Neden Nükseder / Tekrarlar?
Uçuğa
neden olan Herpes simplex virüsü vücuda girip ilk enfeksiyonunu
yaptıktan sonra o bölgeye yakın sinir düğümüne yerleşir ve uçuk
oluşmasını tetikleyen faktörler devreye girene, yani vücudun zayıf
düştüğü ana kadar orada kalır. Uçuk Oluşumunu Tetikleyen Faktörler Nelerdir?
Stres
Ateş, soğukalgınlığı, grip
Aşırı güneş ışınları ve ultraviyole ışınlar
Hormonal değişimler (hamilelik, adet dönemi)
Aşırı yorgunluk ve uykusuzluk
Dişe yapılan müdahaleler (diş çekimi dolgu vb.)
Diğer enfeksiyonlar
Aşırı alkol
Uçuktan Nasıl Korunulur?
Öncelikle uçuğun nüks etmesine sebep olan durumlardan sakınmak gerekir.
Strese bağlı olarak gelişiyor ise; stresimizi azaltacak gevşeme tekniklerini öğrenmek.
Yorgunluk ve uykusuzluk sebep ise; dinlenmek ve iyi uyumak.
Güneş sebep oluyor ise; dudaklar için koruyucu krem ya da
yüksek koruma faktörlü güneş yağı kullanmak ve şapka ile yüzü güneşten
korumak gerekir.
Tüm alınan önlemlere rağmen uçuk yine de
nüksedebilir. Ön belirtiler (karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama)
hissedildiğinde o noktaya kısa aralarla bir antiviral krem uygulamak
gerekir. Uçuk ya hiç çıkmayacaktır ya da çıksa bile hafif
seyredecektir.
Eğer bağışıklık sisteminiz zayıfsa veya
sıklıkla uçuk geçiriyorsanız doktorunuzla görüşerek antiviral
tabletlerden koruyucu olarak yararlanılabilinir.
Uçuktan uzak
kalabilmek için sağlıklı beslenmek de önemli. Yapılan araştırmalar bazı
yiyeceklerin uçuk oluşumunu azaltırken, bazılarının da uçuğun
tekrarlanmasını kolaylaştırdığını göstermektedir. Araştırmacılar diyet
yapanlarda uçuk virüsünün harekete geçmemesi için Lisin içeren
besinleri almalarını, Arjinin içeren besin maddelerinden de uzak
durmalarını önermektedirler. Bu amaçla diyetlerde Lisin içeren tavuk,
patates, süt, bira mayası, fasulye ve balık besinleri alınmalı, Arjinin
içeren çikolata, yer fıstığı, bira, üzüm, mısır gevreği gibi
yiyeceklerden uzak kalınmalı.
Uçuğun En Etkin Tedavisi Nasıl Olmalı?Bazı madde ve ilaçlar uçuğun verdiği rahatsızlığı azaltmak için kullanılmışlardır :
Alkol ve antiseptik ilaçlar: Uçuğun üzerinde bakteri
enfeksiyonunun gelişmesini engeller ancak uçuğun spesifik tedavisi
değildir.
Ağrı kesici ilaçlar: Uçuğun sebep olduğu ağrıyı azaltırlar.
Buz uygulamak: Ağrıyı azaltabilir.
Oysa günümüzde
etkili tedavide kullanılan antiviral uçuk kremleri deriden geçerek uçuk
virüsüne (Herpes simplex) etki eder ve deriye zarar vermesini engeller,
uçuğun meydana getirdiği psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkları
giderir. Uçuğun erken döneminde kullanımları halinde uçuğun çıkmasını
engelleyebilir, ileri evrelerde ise oluşacak uçuk sayısını azaltabilir,
yayılmasını engeleyebilir, virüsün yayılmasını durdurur, iyileşmeyi
hızlandırırlar.
*
Uçuk ve Aft En
sık rastlanan tekrarlayan ağız yaraları uçuk ve aft (aftöz ülser)’dır.
Ağızda görüldüğünde birini diğerinden ayırmak güçtür. Bu iki lezyonun
nedeni ve tedavileri tamamıyla farklı olduğundan ayırımı çok önemlidir.
Uçuk nedir?
Bunlar
sıklıkla dudakta görülen içi sıvı dolu kabarcıklara verilen genel bir
addır. Ağızda özellikle dişetinde, sert damakta da görülebilirse de
nadirdir. Uçuk genellikle ağrılıdır ve ağrı lezyonun ortaya çıkışından
birkaç gün önce ortaya çıkar. Bu kabarcıklar saatler içinde patlayarak
kabuklanır. 7-10 gün sürer.
Nedenler:
Uçuk bir herpes
simpleks virüsünün aktif duruma geçmesi ile meydana gelir. Bu virüs,
daha önce bu enfeksiyonu geçiren hastalarda sessiz ve sinsi bir şekilde
bekler ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ve güneş ışığına
maruz kalma gibi durumlarda aktif hale geçer. Tekrarlayan lezyonlar
aynı yerde yerleşme eğilimindedir.
Uçuk yayılabilir mi?
Evet.
Uçuk patladıktan tamamen iyileşene kadar ki süre enfeksiyonun yayılımı
için en riskli dönemidir. Virüs gözlerinize, cinsel organlara ve diğer
insanlara da bulaşabilir.
Önleme Önerileri:
Bir lezyon görüldüğünde ağız içi, burun içi, cinsel bölge gibi mukoz zarlar enfeksiyona karşı korunmalıdır. Uçuğu
sıkıştırıp patlatmayın. Birine dokunurken ya da göz veya cinsel
bölgelerinize dokunmadan önce ellerinizi dikkatlice yıkayın. Tüm
uyarılara rağmen herpes virüsün uçuk olmadan da ulaşabileceği
unutulmamalıdır. Tedavi:
Günümüzde kesin tedavisi yoktur
ancak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. % 5 asiklovirli merhem
gibi bir antiviral ajan kullanılabilir. Doktor ya da diş hekiminizden
son gelişmeler hakkında bilgi almak için irtibat kurun.
Aft nedir?
Aft
dilde, yumuşak damakta, dudak ve yanakların iç kısımlarında görülen
küçük, yüzeyel ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5-10 gün sürerler.
Neden?
Nedenleri
hakkındaki eldeki en iyi kanıtlar stres, travma, asitli yiyecekler
(domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere maruz
kalma gibi durumlarda lokal bağışıklık cevabında değişiklikler meydana
gelmesidir.
Aftöz ülser yayılabilir mi?
Hayır. Nedeni bakteri ya da bir virüs olmadığı için lokal yayılımı ya da bir başkasına bulaşması söz konusu değildir.
Tedavi
Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsızlık verici durumların ortadan kaldırılması ve enfeksiyondan korunma ile olur.
Triamkinalon gibi haricen kullanılan bir kortikosteroid ilacı da yardımcı olur. Günümüzde kesin tedavisi bulunamamıştır.
Diğer yaralar:
İki haftadan uzun süren iyileşmeyen ağız yaralarında doktorunuza ya da diş hekiminize başvurmalısınız.
*
Uyuz Bulaşıcı
ve kaşıntılı bir hastalık. Uyuzun amili. Sarcopets scabiei ismi verilen
bir parazittir. İnsanlarda hastalık yapan, parazitin dişisidir,
erkeğinden çok büyüktür ve gözle küçük bir nokta gibi görülür. Bunlar
derinin boynuzsu tabakasında yerleşirler, günde 1 mm yol açarlar ve bir
yumurta yumurtlarlar.
Uyuzun kaynağı hasta insanlardır. Her ne
kadar attan, koyundan bulaşma olabilirse de hayvanlardan geçen uyuz
çeşitleri birkaç günden fazla yaşamamaktadır. Uyuz amili, insandan
insana aynı yatakta yatmak ve sıkı temasla geçer. Dolaylı bulaşma çok
nadir olur, çünkü uyuz amilleri, insan derisini ancak yatak hararetinde
terk ederler.
Uyuz, her yaşta ve her çeşit insanda
görülebilir. Bir ev, aile hastalığı olup, eve girince herkesi yakalar.
Ev hayatının özellikleri ve bilgisizlik bulaşmayı kolaylaştırır. Uyuz;
savaş, açlık, deprem ve diğer sıkıntılı hallerde artar. Uyuzda kuluçka
devresinden bahsetmek doğru olmazsa da ilk gelen uyuz amilinin
çoğalarak uyuz belirtileri göstermesi için birkaç hafta geçmesi
lazımdır.
Uyuz amili, deri içinde tünel açarak ilerler. Bu
tüneller dışardan bakıldığında zikzaklı çizgiler halinde görülür.
Tünelin içindeki böcek, bilhassa geceleri ve sıcakta hareket eder ve bu
sırada müthiş bir kaşıntı uyarır. Kaşınan yerler zedelenir, kanar,
iltihaplanır, kabuklanır.
Uyuz yetişkinlerde; el parmak
arasında, bilekte, dirsek, koltukaltı çukuru ön yüzünde, kuşak yerinin
bütün boyunca, kaba etlerde, dizlerde, meme ucunda, erkeklerde kamışın
uç kısmında yerleşir. Çocuklarda eliçi, ayak tabanı, kulak ve yüzde de
yerleşebilir. Uyuz tedavi edilmezse aylar sonra kendiliğinden iyi
olabilir veya müzminleşebilir ki bu durum, bulaşmada çok önemlidir.
Tedavi:
Tedavi, bütün aile fertlerine aynı anda uygulanmazsa, başarısız kalır.
Tedavide; Wilkinson pomat, Kwell, Scatin gibi ilaçlardan biri
kullanılabilir. Şahıs önce keseli bir banyo yapar ve banyoyu müteakip
ilacını boynundan tırnağına kadar ovarak sürer ve elbiselerini giyer.
24 saat sonra yıkanmadan aynı şekilde ilacını sürer. 24 saat sonra da
iyice yıkanır, ilaç sürünmez ve yeni elbiselerini giyer. Eski
elbiseler, yatak takımları ise kaynatılır, ütülenir. İyileşme olmayan
hallerde 7-10 gün sonra tedavi tekrarlanır. Başarılı uygulamaya rağmen
1-2 hafta kaşınma devam edebilir.
Uyuz ehil ve vahşî
hayvanlarda da görülen bir hastalıktır. Genellikle uyuza tutulan
hayvanlarda kıllar dökülür, deride kepeklenme, kabuklanma ve şiddetli
kaşıntılar olur. Hasta hayvanlarla temasta bulunan herkese bulaşan bu
hastalık, bilhassa seyis ve hayvan bakıcılarında daha çok
görülmektedir. Hayvan uyuzu amilleri deri içine girmedikleri için
tedavisi kolaydır. İlk şart hayvandan uzaklaşmaktır.
Memleketimizde
sık rastlanan bir uyuz çeşidi de arpa uyuzudur. Buğday, arpa, mısır,
fasulye gibi hububat tozlarından bulaşır. Deride şiddetli kaşıntı ve
döküntüler olur. Belirtiler 3-4 günde şiddetlenip sonra yavaş yavaş
iyiliğe döner. Tedavi için sirkeli veya tuzlu suyla yıkanmak kafidir.Yüzyılların Problemi: Uyuz
İnsanlık
tarihinde bit, pire ve uyuz zengin ve yoksul ayırmaksızın sorun
yaratmıştır. Öyle ki 'toplum içinde kaşınmanın veya kaşınmaya neden
olan haşerelerin yakalanması ve toplum içinde öldürülmesinin' ayıp
olduğu prenseslerin temel görgü eğitimindeydi.
Günümüzde uyuz,
insanlar arasında doğrudan doğruya temas ile bulaşarak sorun yaratmaya
devam etmektedir. Hastalık 30 yıllık dönemlerde salgınlar halinde
görülmektedir. 15 yıl sakin geçen bir devreyi 15 yıllık bir salgın
eğrisi izler. Bunun nedeninin insanlarda gelişen böceğe karşı direnç
olduğu tahmin edilmektedir.
Uyuz İle İlgili Bunları Biliyor Musunuz?
Uyuzun sıklığı sonbahar ve kış aylarında artar.
Okullar ve toplu yaşam alanlarında uyuzun ortaya çıkma ihtimali yüksektir.
Uyuzun en önemli özelliği olan gece kaşıntısı, bulaşmadan
sonra 3 gün ile 6 hafta arasında değişen sürelerde olmak üzere en çok
15 gün ile 1 ay sonra başlar. Kaşıntı, tedavi edildikten 2 hafta
sonrasına kadar devam edebilir.
Uyuz Nedir?
Uyuz halk
arasında 'gale' veya 'gidişik' olarak da bilinir. Uyuz böceği,
'Sarcoptes Scabiei Von Hominis' ancak bir mikroskop ya da büyüteç
yardımı ile görülebilecek büyüklüktedir ve tüm yaşamını insan vücudunda
geçirir. Kişiden kişiye yakın temas ile geçer. Böcek derinin üst
katmanlarında tüneller açarak ilerler ve kaşıntıya sebep olur. Bu
kaşıntı sonucunda deride iltihaplanma görülebilir. Uyuz hastalığının
pislikle bir ilgisi yoktur, böcek temiz bir ciltte de yaşayabilir;
uyuzun kirli insanların hastalığı olduğu inancı doğru değildir!!!
Belirtileri Nelerdir?
Uyuzlu
hastalar en çok gece kaşıntılarından şikayet ederler. Bu hastayı
uykusundan dahi uyandırabilir. Gündüzleri ise hastanın hareketsiz
kaldığı dönemlerde, dayanılması daha kolay bir kaşıntı görülebilir.
Ayrıca 1 cm ye varan kırık çizgi veya S şeklindeki tüneller uyuzun
spesifik belirtileri arasında sayılabilir. Tünelin tavanındaki
deliklerin kirle dolması, çizgi üzerinde siyah noktaların belirmesine
neden olur. Bu noktalar hastalığın teşhisinde önemlidir. Tünellerin
ucunda veya onlardan bağımsız olarak, inci tanesine benzeyen veziküller
de vardır. Bu tüneller en çok %85 eller ve bilekler olmak üzere ön
kollarda ve erkeklerde genital bölgede lokalizedir. Uyuz böceğinin en
çok el parmaklarının araları, bilekler, kolların iç kısımları, genital
bölge, karnın alt kısmı, kalçalar ve bacaklara yerleştiği görülür.
Göğüs, sırt ve baş tutulmayan bölgelerdir ancak bebeklerde tüm deri
yüzeyinde uyuz görülebilir.
Uyuz Nasıl Bulaşır?
Uyuz,
uygun şartlar olduğunda toplumda kolayca yayılma riski olan bulaşıcı
bir hastalıktır. Bulaşma kaynağı, uyuz böceği bulaşmış insanlardır.
Çoğu kimse uyuzu cinsel temasla bulaşan hastalıklar arasında kabul etse
de, bulaşma cinsel temastan çok, yakın temasla olur. Hastalığın bebek
ve çocuklarda sıkça görülmesi de bunu doğrular. Uyuzlu bir kimse aile
bireylerine hastalığı kolayca bulaştırır. Dans etme, el sıkışma gibi
temaslar da bulaşma nedeni olabilir. Hastaya ait çamaşır, çarşaf ve
diğer eşyaların başkaları tarafından kullanılması, yukarıdakilere
oranla daha az görülen bulaşma şekilleridir.
Korunma Yolları Nelerdir?
Uyuzlu kişilerle yakın temastan kaçınmalı, uyuz rastlanan
kişilerin tüm ailelerinin kontrolleri yapılmalı ve bulaşmanın olası
olduğu aile dışı arkadaş veya akrabalar uyarılmalı.
Uyuzlu hastanın kullandığı ya da kullanmış olabileceği çamaşır, çarşafın vs. ortak kullanılmasını önlemeli,
Hijyene dikkat edilmeli. Uyuz böceği eşyalar üzerinde 2-3 gün
yaşayabildiği için tüm eşyalar ve giysiler kaynar su ile 20 dakika süre
ile yıkanmalı, tüm giysilerin (elbiseler, çarşaf, astık kılıfları vs.)
özellikle vücutla temas eden iç bölgeleri sıcak ütü ile ütülenmeli, tüm
ev ve araba elektrik süpürgesi ile temizlenmeli.
Uyuz tedavisinde etkili bir ajan olan permetrin içeren deri
kremi kullanılmalı ve uyuzlu bir kişi de olsa tüm aile bireyleri tedavi
edilmeli.
Uyuz Nasıl Tedavi Edilir?
Eski Tedavi Yöntemleri
Lindan
Diğer
bir adı gamma benzan heksaklorid olan Lindan, topikal emilimin ardından
nörotoksik bir risk taşıyabilmektedir. Bu nedenle dünyanın pek çok
ülkesinde yasaklanmıştır. Böceğin bu ilaca direnç geliştirdiği de
çeşitli yayınlarda yer almaktadır. Yaygın deri enfeksiyonu görülen
vakalarda Lindan kullanılmaz. Bunun ötesinde 3-4 yaşın altındaki
çocuklara ancak doktor eşliğinde uygulanabilir. Lindanın uygulandığı
yerde 12-24 saat sürülü kalması ve tedavinin tekrarlanması gerekir.
Benzil Benzoat
Etkili
bir maddedir. Ne var ki enfeksiyon sonrası deri tahrişlerine ve egzama
lezyonlarına yol açmaktadır. Bunun yanı sıra benzil benzoatlı
preparatların en az iki kere uygulanması gerekir ve bunların pek hoş
olmayan kokuları vardır.
Yeni Tedavi Yöntemi
Permetrin 2. Jenerasyon
1973'de
ışığa dayanıklı permetrin İngiltere'de geliştirilmiştir. Günümüzde
permetrin içeren deri kremi güvenlik, kullanım kolaylığı ve cilde yan
etkileri açısından dermatologlar tarafından en çok tercih edilen ürün
grubudur. 2 aylık bebeklerde dahi kullanılabilir. Permetrine karşı
görülen yan etkiler çok azdır, en sık rapor edilen yan etki kaşıntıdır.
Bunun uyuzdan mı yoksa ilaçtan mı kaynaklandığını belirlemek güçtür.
Uyuz lezyonları görülmese de aile boyu tedavi tavsiye edilir. Tedaviyi
takiben tüm giysilerin, yatak takımlarının sıcak su ile 20 dakika süre
ile yıkanması ve iç yüzeylerinin sıcak ütü ile ütülenmesi tavsiye
edilir.
Tedavi Bitti, Hala Kaşıntı Var!!
Meraklanmayın,
bu tedavinin başarıya ulaşmadığı anlamına gelmez. Kaşıntı, tedavi
bittikten sonra iki hafta daha sürebilir. Kaşıntı deri altında kalan
ölü böcek ve kalıntılar deri yenilenip üstteki deri tabakasının
değişimi ile atılacaktır. Bu döneme kadar ise oluşan alerjik reaksiyon
sonucu hastada kaşıntı görülebilir. Bu durumda kaşıntıyı gidermek için
akrivostin içeren antihistaminik özellikte bir ürün kullanılabilir. Bu
kaşıntıyı azaltacaktır
*
Ürtiker (kurdeşen) Toplumda
sık görülen rahatsızlıklardan biri olan kurdeşen bazı durumlarda
gerçekten hem hasta hem de hekim için sorun yaratan hastalıkların
başında gelebilir. Tıp dilinde “ürtiker” diye anılan kurdeşen iki
formda olabilir. Bunlardan ilki şikayetlerin 6 haftadan kısa sürdüğü
akut ürtiker; diğeri ise şikayetlerin 6 haftayı geçtiği kronik
ürtikerdir. Her iki durumda da hastalığın bulguları birbirine benzese
de hastalığın oluşum nedenleri açısından belirgin farklar vardır.
Hastalığın
bulguları arasında kaşıntılı, deriden kabarık, kızarık 0,5cm ila çok
büyük ölçülerde deride plaklar bulunur. Bu plakların bazıları birleşme
eğilimindedir. Plakların sınırlarını net olarak çizmek herzaman mümkün
olmaz. Lezyonlar genellikle birkaç saat içerisinde solar, yerine başka
alanlarda yenileri çıkabilir.
Ayrıca bazı ürtiker vakalarına
“anjioödem” dediğimiz tablo da eşlik edebilir. Anjioödem genelde göz
kapaklarında (genellikle tek taraflı), dudakta, yüzün diğer
kısımlarında, kol ve bacaklarda, parmaklarda, genital bölgelerde
oluşabilir. Bunlarda da özellikle şişlik ön plandadır. Her iki
hastalıkta da deriden kabarık olan durumu ortaya çıkaran şey deri
içinde ödem olmasıdır. Anjioödemde derinin alt tabakaları da olaya
iştirak ettiği için şişlik çok ön plandadır. Şişliğe kaşıntıdan ziyade
yanma hissi eşlik edebilir.
Daha önce de bahsedildiği gibi 6
haftadan kısa süreli kurdeşen akut ürtiker olarak anılır. Bu hastalıkta
neden genellikle allerjidir. Bu allerji de genellikle ağız yolu ile
alınan allerjenlerle oluşur. Yani gıdalar ve ilaçlar akut ürtikerdeki
en önemli sebeplerdir. Bunun dışında çok nadir de olsa solunum yolu ile
alınan bazı allerjenler (örneğin ev tozu akarları) de akut ürtiker
yapabilir. Kronik ürtikerin altında ise allerji pek bulunmaz. Bu
hastaların ancak %3-5’ inde allerji rol oynayabilirler. Bu allerjenler
de genel olarak ağız yolu ile alınan allerjenlerdir (gıdalar...). Bunun
dışında bu hastalığın çok değişik sebepleri olabilir. Bunlar içerisinde
otoimmun hastalıklar (otoimmün tiroidit, sistemik lupus eritematozus
vb.), kronik enfeksiyonlar (tuberküloz, bruselloz vb.), fokal
enfeksiyonlar (sinüzit, diş ve dişeti enfeksiyonları vb.), Helikobacter
pylori enfeksiyonları, bazen hepatitler, bazen bazı kanser türleri
vardır. Bu nedenle bir çok araştırma yapmak gereklidir. Tüm ayrıntılı
araştırmalara rağmen %60-65 vakada hiçbir neden bulunamayabilir. Bu
hastalar da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) kronik ürtiker olarak
adlandırılır.
Hastalarda iyi bir hastalık öyküsü sonrası,
allerji testlerini içeren araştırmalar yanında diğer bahsi geçen
hastalıkların araştırmaları yapılmalıdır.
Altta yatan
hastalığın tedavisi sonucunda genel olarak ürtiker kendiliğinden geçer
ve tekrar etmez. Ancak sebebi bilinmeyen ürtiker hastalarında
antiallerjik ilaçlardan faydalanılır. Bu hastalarda kalsik olarak
sabahları sedatif olmayan antiallerjikler, akşamları sedatif
antiallerjikler ve H2 reseptör blokerleri birlikte kullanılır. H2
reseptör blokerleri asıl itibari ile mide asiditesini azaltmak için
kullanılan ilaçlardır. Ancak derideki histamin reseptörlerinin % 20
kadarı H2 tipinde olduğu için bu tür ilaçlar bu hastalarda faydalı
olmaktadır. Bunun dışında bunlara cevap vermeyen hastalarda kortizon
dahi kullanılabilir.
Bunlar dışında ayrıca değişik kurdeşen türleri de vardır. Aşağıdaki tabloda bu ürtiker tiplerini görmektesiniz:
Fiziksel ürtiker
Aquajenik ürtiker (su ile temas sonucu oluşan)
Kolinerjik ürtiker (terleme, aşırı efor sonucu oluşan)
Soğuk ürtikeri (soğuk havada oluşan)
Dermografizm (ciltte çizik ile veya kaşınma ile oluşan ürtiker)
Gecikmiş basınç ürtikeri
Solar ürtiker (güneş ışınları ile oluşan)
Vibratuvar ürtiker (vibrasyon yapan aletlerle oluşan)
Herediter ürtiker (ailenin diğer fertlerinde de görülen tip)
Ürtikeryal vaskülit (ürtiker plaklarının 24 saatten uzun sebat ettiği damar iltihabı ile giden tip)
Diğerleri.
Uzm.Dr.Cengiz Kırmaz tarafından hazırlanmıştır
*
Vitiligo Vitiligo,
pigment kaybına bağlı deride beyaz, yama tarzında lekelerle giden bir
deri hastalığıdır. Vücudun herhangi bir bölümü etkilenebilir. Sık
tutulan alanlar: yüz, dudaklar, eller, kollar, bacaklar, genital
bölgeler.
Kimlerde görülür? Yüz
kişinin 1-2 sinde görülür. Hastalık, genellikle 20 yaştan önce başlar.
1/5 hastada aile öyküsü vardır. Vitiligolu hastaların çoğunun genel
sağlık durumu iyidir.
Derinin rengini ne belirler? Deri,
saç, ve göz rengini belirleyen melanin pigmentidir. Melanosit denilen
hücrelerde üretilir. Eğer bu hücreler ölürse veya melanin yapamazsa
deri rengi açılır veya tamamen beyaz olur.
Vitiligoya ne neden olur? Vitiligo, derinin melanosit hücrelerinin kaybının sonucudur. Bunun nedeni bilinmez, ancak 4 ana teori vardır.
- Normal görev yapamayan sinir hücreleri melanositlere zarar verecek maddeler üretirler.
- Vucudun kendi bağışıklık sistemi melanositleri yıkar. Çünkü vücut, pigmenti zararlı bir madde gibi algılamaktadır.
- Melanositler kendi kendini yıkar. Pigment oluştururlarken oluşan yan ürünler sayesinde yıkılırlar.
- Melanositleri hasara yatkın kılan genetik bir bozukluk vardır.
Vitiligo nasıl gelişir? Hastalığın
seyri ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Açık tenli kişiler, ya
vitiligolu alanlar ile normal deri arasındaki renk farkını direkt fark
ederler ya da bronzlaşmanın ardından fark edilir. Esmer kişilerde
vitiligo yıl boyunca daha kolay fark edilir. Yaygın vitiligo, bazen tüm
vücutta pigment kaybı yapabilir. Ne kadar pigment kaybı olacağını
önceden kestirmek zordur. Tipik vitiligo, süt beyazı alanlarla kendini
gösterir. Pigment kaybının derecesi her vitiligo plağında farklı
olabilir. Vitiligo alanında pigment gölgeleri veya alanın etrafında
koyu renkli halka olabilir.
Vitiligo, genelde hızlı pigment
kaybıyla başlar. Bu kayıp, bilinmeyen nedenlerden dolayı işlem
duruncaya kadar devam eder. Pigment kaybı dönemlerini, pigmentin
değişmediği dönemler takip eder. Bu siklüsler sonsuza kadar devam
edebilir.
Vitiligo hastalarında deri renginin kendiliğinden geri
dönmesi nadirdir. Artık vitiligosu olmayacağına inanan hastalar,
aslında tüm pigmentlerini kaybetmişlerdir ve derilerinde zıtlık yaratan
alan kalmamıştır. Vücutlarında tek renk vardır ancak vitiligoları devam
eder.
Vitiligo nasıl tedavi edilir? Bazen
vitiligo için en iyi tedavi, hiç tedavi etmemektir. Açık renkli
kişilerde bronzlaşmaktan kaçınmak, deride zıtlık oluşmasını önler.
Vitiligolu alanın güneşe olan doğal savunması kaybolmuştur. Bu
alanlarda kolaylıkla güneş yanığı gelişebilir. Bu yüzden, en az 15
faktörlü bir güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneşten olabildiğince
kaçınılmalıdır. Vitiligoyu makyaj veya boyalarla örtmek güvenli ve
kolay bir yöntemdir. Suya dayanıklı kozmetikler, hemen hemen her deri
tipi için mevcuttur. Ayrıca bronzlaştırıcı bileşikler de mevcuttur.
Bunlar, dihidroksi aston denen bir kimyasal madde içerirler ve deriye
bronz renk katabilmek için melanositlere gerek duymazlar. Bu ajanlar da
yavaş yavaş silinirler ve hastalığı iyileştirmezler. Sadece görünümü
düzeltirler. Dövmeler de küçük vitiligo plağında mikropigmentasyonla
yardımcı olabilirler. Güneş koruyucular ve makyajlar tatmin etmezse
doktorunuz başka bir tedavi yöntemi önerebilir. Tedavi, ya normal deri
rengine dönüş (repigmentasyon), ya da az miktarda kalmış normal
renkteki alanların rengini açmak (depigmentasyon ) şeklinde olabilir.
Repigmentasyon metodlarındaki tedavi başarısı hastadan hastaya
değişmektedir.
Repigmentasyon tedavisi: 1)Topikal kortikosteroid:
Kortikosteroid içeren kremler, küçük vitiligolu alanların renginin geri
dömesinde etkilidir. Bu yöntem, diğer tedavilerle birlikte de
uygulanabilir. Ancak, bu ajanların, deriyi inceltme gibi yan etkiler
vardır ve doktor kontrolünde kullanılmalıdırlar.
2)PUVA tedavisi:
Psoralen adında bir ajan kullanılır. Bu ajan, deriyi ışığa duyarlı
kılar. Ardından deri, özel bir tip UV ışığına maruz bırakılır. Özel bir
tıbbi donanım gerekir. Eğer vitiligo sınırlı bir alandaysa UVA
tedavisinden önce psoralen sadece deriye uygulanabilir. Ancak
genellikle hap olarak ağızdan verilir. PUVA ile tedavide yüz, gövde ve
kol ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında eski deri renginin
kazanılma ihtimali %50-70 tir. El ve ayaklar zayıf cevap verir.
Genellikle 1 yıl boyunca haftada 2 kez tedavi gerekir. PUVA'nın güneş
yanığına benzer reaksiyon oluşturmasına sık rastlanır. Uzun dönemde
kullanıldığında deride çillenme görülebilir ve deri kanseri riski
artar. Psoralen, gözleri de ışığa daha duyarlı kıldığı için UVA bloke
edici güneş gözlüğü günbatımına kadar kullanılmalıdır. Böylelikle
katarakt oluşumu riski azalır. PUVA, 12 yaşın altındaki çocuklarda,
gebelerde, süt emziren annelerde veya belli bazı durumlarda (ilaç
kullanımı, hastalık) uygulanmaz.
Greftleme Normal
deri alanının vitiligolu alana transfer sadece belli bazı merkezlerde
ve belli bir grup hastada yapılabilir. Genellikle tedavi edilen
alanlarda renk tamamen geri dönmez.
Depigmentasyon tedavisi: Vitiligosu
çok yaygın hastalar için en pratik yöntem, kalan pigmente alanın
renginin açılıp tüm vücuda aynı rengin kazandırılmasıdır. Bu,
hidrokinonların monobenzil eter formu ile sağlanabilir. Bu tedavi
yaklaşık bir yıl alır. Sonuç kalıcıdır.
Çocuklarda vitiligonun tedavisi: Çocuklar
için genellikle çok yoğun tedaviler önerilmez . Güneş koruyucular ve
makyaj en iyi yöntemdir. Kortikosteroidli merhemler kullanılabilir
ancak kontrollü olmalıdır. 12 yaşa kadar PUVA önerilmez. Yine de yarar
ve zararı tartılarak karar verilmelidir.
Vitiligo tamamen tedavi edilebilir mi? Araştırmalar devam etmekte ve yeni tedavilerin gelişeceği ümit edilmektedir. Şu an vitiligonun tam nedeni bilinmemektedir.
Diğer vitiligolu hastalarla buluşun, deneyimlerinizi paylaşın : http://www.yalnizdegilim.com
Denetleyen : Uzm. Dr. Sertaç Sever Dermatolog
*
Zona Zoster
kelimesi yıllar boyu vücudu saran döküntüleri tarif etmek için
kullanılmıştır. Hastalığı tarif etmek için birçok, renkli terim
kullanılmıştır; Norveçliler 'cehennemden güller kemeri', Danimarkalılar
'cehennem ateşi' olarak isimlendirmişlerdir. Çok ağrılı bir hastalık
olduğu için bu isimler son derece uygundur. Herpesvirus varicella
tarafından ortaya çıkarılan akut, tek taraflı ve sinir dağılımı
üzerinde gelişen veziküllerle (içi su dolu kabarcık) seyreden döküntülü
bir hastalık. Genellikle erişkinlerde (en sık 50 yaş üstü) ortaya çıkar
ve şiddetli sınır ağrısı yapar. Herpesvirus varicella aynı zamanda
çocuklarda yaygın döküntülerle seyreden su çiçeği hastalığının da
âmilidir.
Zona arka kök sinir düğümünde sessiz yaşayan
virüsün; yaralanma, habis hastalıklar (bilhassa lenfoma) ve röntgen
şuasına mâruz kalma gibi hazırlayıcı faktörlerle aktif hâle geçmesi
sonucunda gelişir.
Hastalık; ateş ve kırgınlıkla başlar. 2-4
gün içinde gövde ve nâdiren kol ve bacaklarda şiddetli ağrı, kaşıntı ve
duyu değişiklikleri çıkar. Ağrı keskin, künt, yanıcı ve devamlı veya
gelip geçici karakterde olabilir ve genellikle 1-4 hafta sürer.
Başlangıçtan iki hafta sonra ağrılı sahalarda sert, küçük (1 cm kadar),
kırmızı döküntüler çıkar. Bunlar bir sinir dağılımı üzerinde olduğundan
gövdede tek taraflı kemer tarzı veya kol ve bacaklarda yukarıdan aşağı
istikâmettedir. Sonra bunların içi saydam sıvı veya irinle dolar. 10
gün içinde kurur ve kabuklanırlar. Sıklıkla iz bırakırlar. Patlarsa
çevre lenf bezleri büyür ve bazan gangrene sebep olabilir. Bazan da
döküntü bütün vücûda yayılır. Yaşlılarda en yaygın görülen komplikasyon
olarak postherpetik nevralji (Zona sonrası sinir ağrısı) yıllarca
sürebilir.
Zona en sık göğüste görülür. Ayrıca boyun, bel ve
nâdiren kafa sinirleri tutulabilir. Kafa sinirleri tutulumu daha ağır
seyreder ve tek taraflı yüz felci, sağırlık, tad kaybı, görme bozukluğu
ortaya çıkabilir.
Hastalık genellikle tipik deri döküntüleri çıkmadan teşhis edilemez. Vezikül sıvısında virüs görülmesi teşhis koydurucudur.
Tedâvi:
Kaşıntı ve sinir ağrısını azaltmak için kalamin losyon, aspirin, kodein
kullanılır. Benzoin tentürü de kullanılabilir. Sâkinleştirici verilir.
Veziküller patlarsa antibiyotik tedâvisi eklenir.
Gözdeki
kornea zonasında iodoksiüridin merhemi gibi antiviral ilâç kullanılır.
Postherpetik nevralji açısından kortikosteroid tedâvisi yapılır.
Elektronik akupunktur cihazı göz ağrısı noktasına tutulur. Hasta çok
faydasını görür. Geçmeyen ağrılarda siniri kesmek gerekebilir. Gözde
katiyen kortikosteroid kullanılmaz.
Başlıca Nedenleri
Zona
ile suçiçeğinde etkenin aynı virüs (varicella zoster) olmasına karşın,
iki hastalık hastalık birbirinden farklıdır. Zona genellikle orta yaşın
üstündeki insanlarda görülür. Suçiçeği geçirildikten sonra konak sinir
hücrelerinde bekleyen virüsün yeniden aktive olması ile ortaya
çıkmaktadır.
Belirtileri Nelerdir?
En çok
hissedilen belirti ağrıdır. Ağrı genelde kuşak şeklinde belirli bir hat
üzerinde kendini gösterir. İlk belirti genellikle deride bir ya da daha
fazla dermatoma uyan bölgede çok şiddetli ağrı veya uyuşma hissinin
duyulmasıdır. Bu ağrı yedi gün devam eder. Ağrı geçtikten sonra daha
yoğun bir biçimde geri dönebilir; arka planda sürekli bir rahatsızlık
vardır ve buna bıçak saplanması tarzında daha kısa süreli ama daha
şiddetli ağrılar eşlik edebilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Zona
viral bir hastalıktır ve tedavisi antiviral ilaçların sistemik
uygulanması ile yapılmalıdır. Tedavi ne kadar erken uygulanırsa o kadar
etkili olacaktır. Bu nedenle teşhisin çabuk konulması şarttır.
Valasiklovir eğer erken kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını
takiben ilk 72 saat içinde), ağrı süresini ve şiddetini, döküntü
süresini ve komplikasyon risklerini azaltır ve iyileşme sürecini
hızlandırır.
 TurkChat Sohbete girip Türk Arkadaslik Kanallarinda turkce sohbet etme imkani. Her dilden Avrupa sohbet amerika turk sohbet kanallari
|